| |

İkizdere’nin Geleceği, İkizdere’linin Özgür Tercihi Olmalı
“İkizdere özgür aksın”, evet, ama İkizdereli de özgürce düşünsün, konuşsun, ve örgütlensin. Dereler gibi düşünceler de özgür olsun.
Kişi haddini bilmek gibi erdem olmaz: Herkes en iyi bildiği konuda, az bildiği teknik konuların da en iyi bildiği yanları hakkında konuşmalı. Yanılma korkusundan ve kaygısından değil, uzmanlıklara saygının verimli bir tartışmaya yapıcı katkısı için.
Ben, teknik boyutu ile çok az bildiğim bir konuda, 1) Bir İkizdereli olarak, 2) Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olarak ve 3) Bir siyaset bilimi insanı olarak, üç-beş kelam etmek isterim. Bu müdahalem de, bir bilimsel bildiri değil, yüksek sesle dile getirilen duygu ve düşünceler, İkizdere’mizi daha güzel bir geleceğe yönlendirme arayışımızda içten, yapıcı tartışma öğeleridir. Yazdığım şu üç-beş satırı okuyan, ya da konuşma halini, dinleyenler arasında bir kişi bile olsun, “Sahi, ben konuya bu açıdan hiç bakmamıştım”, “Bak, hiç bunu düşünmemiştim”, “Doğru, ama bence yanılıyor” … derse, kendimi amacıma ulaşmış sayacağım.
Bu çerçevede, bana düşen, gündemimizin tek, biricik maddesi olan Hidroelektrik Santraller (HES) kurulması konusuna,toplumsal-siyasal bağlamı içinde yaklaşmaktır. Zira, “Siyasal sorunlar herkesin sorunlarıdır, (çünkü) herkesin sorunları siyasal sorunlardır”. Bu açıdan, önce, ve öncelikle, daha çok kazanç, daha kalıcı kâr peşinde bütün vadilerimize göz diken küreselleşmeci sermaye guruplarını, şu ya da bu şirketi değil, kendimizi sorgulayalım: TEK önce parçalanıp, ardından özelleştirilirken, ben, biz, bir İkizdereli olarak ne yaptım, ne yaptık? Bugün örnek alıp, yardımını, dayanışmasını beklediğimiz Fırtına Deresi’nin mücadelesine bir destek, bir yardım, bir dayanışma gösterdik mi?
Ormanlarımızın tarlalaşmasındaki suç ortaklığımızın bedelini, bugün tarlalarımızın ormanlaşması olarak ödediğimizin bilincinde miyiz? Hangi yoksullukların, hangi yoksunlukların yaşandığını, hangi eziyet ve acıların çekildiğini; yolun, suyun, elektriğin ne büyük nimetler olduğunu elbet biliyoruz; hele hele, çırayı, idare lambasını, şişeli lambayı, lüks lambasını ardı ardına yaşamış bir kuşak olarak hepimiz elektriğin ne büyük bir nimet olduğunu elbet biliyoruz ama cahillikten, bilinçsizlikten, görgüsüzlükten, sorumsuzluktan, birikimsizlikten olduğu kadar, aç gözlülükten, çıkar hırsından İkizdere’mizi kendi ellerimizle nasıl tahrip edip çirkinleştirdiğimizi görebiliyor muyuz?
Bizim kendi kendimize ettiğimiz bu ve benzeri kötülükler ve verdiğimiz zararlar yetmiyormuş gibi, şimdi bir de HES’ler ve onların yapılmasından doğabilecek zararlar, riskler ve tehlikeler ile karşı karşıyayız.. Teknolojik boyutu ile bu HES’lerin yerindeliği konusunda ileri sürülen görüşler / karşıt görüşler var. Benim bildiğim, Kamu Yönetimi’nin her türlü kararında, eyleminde ve işleminde KAMU YARARI öğesi, hukuka uygunluğun başta gelen koşuludur; ikinci söyleyeceğim ise şudur: dönüşü olmayan kararlar alınıp uygulamaya konmasın, telafisi imkânsız tahribatlar meydana gelmesin; İkizdere’miz, tarımı ile, ormanı ile, hayvancılığı ile, arıcılığı ile, ve yeni yeni gündeme gelen turizmi ile, sırtlan iştahlı yabancı destekli pervasız-saygısız, hoyrat mantıkların, şirketlerin, sermaye çevrelerinin yağmasına kurban edilmesin. Gezegenimizin, kıtamızın, Türkiye’mizin, bölgemizin, Rize’mizin bütünlüğü içinde İkizdere’mizin, İkizdere’linin geleceğini, ekonomik, toplumsal, kültürel ve ekolojik bir uyum içinde kotarmak üzere seferber olmalıyız. Teknolojik yatırımlara evet, ama geleceğimizi karartabilecek, onarılması olanaksız yaralara yol açabilecek yıkımlara hayır demeliyiz. Bu alanda yeterince düşünülmediğini, yangından mal kaçırırcasına kararlar alınıp belki karanlık ve hattâ şaibeli ihalelerle malın götürülmek istendiği izlenimini ve kanısını ediniyoruz. Hem teknik, hem ekolojik, hem toplumsal-kültürel sonuçları kestirilemeyecek adımlar atılmamalı, hem de atılan her adımın saydam, açık, net olarak herkesin bilgisine ve bilincine ulaşmalıdır.
Bunun için de içinde yer aldığımız derneğimizin çoğulculuğu ve demokratik işleyiş ilkesini dikkatle gözetmesi gerekmektedir. Farklı görüşlerin dile getirilip savunulabildiği ortak bir platform, ortak geleceğimizin, ortak İkizdere’mizin esenliği için kaçınılmazdır. Bu çerçevede, İkizdere’de yaşayan İkizderelilerle İkizdere dışında yaşayıp İkizdere’yi en az onlar kadar sevenlerin somut, pratik beklentilerinin farklı, hattâ zıt olması, bu ortak kaygıları paylaşmaya engel olmamalıdır. Bu demokratik, katılımcı ve çoğulcu yapının oluşmasına, farklı hattâ zıt görüş v e önerilerin özgürce dile getirilebildiği bir işlerliğe kavuşturulmasına özen göstermeliyiz.
Öyleyse, hangi debi ile ne kadar su bırakılması halinde İkizdere’nin özgürce akacağı gibi teknik bir konuyu işin uzmanlarına bırakıp iki açıdan konuyu toparlamak istiyorum: İkizdere’mizi dikkatle, özenle, şefkatle ve sevgi ile korumamız gereken bir ekosistem olarak, bir çevre sorunu olarak görüyoruz, görmeliyiz:
Çevre, hayvandır, çevre bitkidir, çevre ormandır, çevre manzaradır, çevre penceredir, çevre komşudur, üst-kattaki, alt kattaki, yandaki, yanı başındaki komşudur; Vadime dokunma demek, manzarama, suyuma, ormanıma, hayvanıma, çayırıma çimenime, ipime-orağıma dokunma demektir; bütün bu boyutların yeterli derinlikle ve bilimsel ciddiyetle ele alınmadığını düşünüyorum.
2) Siyasal – toplumsal boyutu ile, İkizderelinin çözüm bekleyeceği, hesap soracağı bir tek yer, bir tek merci ve makam vardır, o da, yasaması, yürütmesi-yargısı ile siyasal iktidardır: Sadece hükümet değil, her boyutu ve her düzeyi ile kamu yönetimi, merkezi ve yerel yönetimler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, İkizdere’nin muteber muhatabıdır. Kamuoyunu bilgilendirmek, medyada etkin kampanyalar yürütmek, hep siyasal sistemi, siyasal iktidarı yani somut olarak hükümeti, şu ya da bu yönde harekete geçirmek içindir.
İkizdere olarak sistemden elde etmek istediğimiz nimetler ile sistemden bize yüklenecek külfetleri adalet ve hakkaniyet içinde ve dengeli olarak dağıtmak, siyasal iktidarların görevidir. İktidardan, ülkemiz için olduğu kadar, İkizdere’miz için de İSTEK’lerimiz vardır, ve olmalıdır; İktidara, yurttaş olarak ve İkizdereliler olarak DESTEK veriyoruz (askerlik yaparak, vergi ve oy vererek); bütün bunlar karşısında iktidarın tavrı duyarsızlık ve olumsuzluk ise o zaman da, bilinçli yurttaşlar, yürekli, cesur İkizdereliler olarak KÖSTEK olmasını bilmeli, yani hesap sormalıyız. Bu çerçevede, bugünkü mevzuatı çıkaran, bu ihaleleri verili koşullarla yapan, bütün İkizderelileri değilse bile önemli bir hemşehri kesimini ilçemizin, vadimizin geleceği hakkında haklı kaygılara sürükleyen hükümeti uyarmak, deyim yerindeyse sıkıştırmak; İkizdereliyi toplumsal adalet ve çevre kaygılarından uzak şirketlerin çıkar hesapları karşısında sahipsiz bırakmasını, böylece de hakkını almak için son çâre olarak fiziksel direnişe, giderek şiddete dayalı eylemlere yönelmesini önlemek gerekir. Bu noktada da, hemen her gün Başbakan’la, bakanlarla, yüksek bürokrasideki kamu görevlileri ile içli-dışlı olup görüştüğünü bildiğimiz hemşehrilerimize özellikle görev düşüyor!
Son olarak şunu da vurgulamak isterim: bu HES ihalelerini kazanıp İkizdere’ye gelen şirketler eğer İkizdere’lilerin şirketleri olsaydı bile tavrımız aynı olmalıdır; tıpkı, şu ya da bu partinin iktidarda olmasının siyasal iktidardan beklentilerimizi, taleplerimizi değiştirmeyeceği gibi.
Dünü sorgulayıp, bugünü vurgulayıp, yarını kurgulayarak, yani geçmişin sağlıklı ve sağaltıcı değerlerini, doğal güzelliklerini koruyup geleceği inşa etmek için, doğal, ekonomik, toplumsal, kültürel, teknolojik ve ekolojik bütün etkenleri hesaba katan, lehte-aleyhte bütün bileşenleri değerlendirmeye alan bir yaklaşımla ve kararlılıkla, her düzeydeki kamu otoritelerinin karşısına çıkmalı, yapıcı bir işbirliği ile İkizdere’miz lehine, onun geleceği lehine kararlar üretilmesini sağlamaya çalışmalıyız. Teknolojiye karşı çıkmanın tarihsel olarak bize nelere mal olduğunun bilinciyle, farklı, verimli, sağlıklı enerji üretim seçeneklerini geliştirebilmeli, iktidara sunmalı ve savunabilmeliyiz.
Özetle, çağdaş teknolojinin en ileri kazanımlarını kaçırmamalı, ama kısa erimli maddi çıkarlarımızın peşinden giderek, dar görüşlülüğümüzün ya da korkaklığımızın kurbanı olmamalı, gelecek kuşaklar tarafından “korbakorluk” olarak anılacak onarılması olanaksız yıkımlara yol açmamalıyız.
Prof. Dr. Ercan Eyüboğlu
Galatasaray Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Kamu
Yönetimi Bölümü Öğr.Üy. |
|