|
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Erdin, özelde Senoz Vadisi, genelde Rize Havzası için yaptığı incelemelerini bir raporla kamuoyumuza sunmuştur.
Bu raporu kısaltarak hemşehrilerimizi bilgilendirmek istiyorum. Prof. Dr. Erdin, değerlendirmelere geçmeden önce, karar vericileri bağlayıcı bazı belgeleri, ulusal - uluslararası yasa ve sözleşmeleri de kısaca özetlemiştir.
ULUSAL - ULUSLARARASI YASA ve SÖZLEŞMELER
1- Anayasa'nın 56. maddesi: Herkes sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ve vatandaşların görevidir.
2- CİTES (Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) sözleşmesi ile korunan türlerden birinin bulunması halinde bu türün habitatının (yaşam ortamının) korunması taahhüt altına alınmıştır. Bu taahhüdün ihmaline neden olacak her türlü faaliyet, adı geçen sözleşmenin ihlali anlamına geleceğinden durdurulması devletin yükümlülüğü altındadır.
3- Berlin sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi) 1979'a göre korunan alanlardaki habitatların (yaşam ortamlarının) öncelikli olarak korunması gerekir.
4- Barselona sözleşmesine göre de koruma kapsamı altındaki bölgelerin her türlü tahrip edici faaliyetlerden uzak tutulması gerekir.
5- 2000 yılında Türkiye'nin de katıldığı doğanın ve çevrenin korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelerden biri de "Avrupa Peyzaj Sözleşmesi"dir. Söz konusu sözleşmede de doğal alanların Avrupa düzeyinde korunmasının esas olduğunu içeren temel ilkeler yer almaktadır.
6- Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio 5 Haziran 1992) ve Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus 25 Haziran 1998) uluslararası sözleşmeler de doğal ortamlarda herhangi bir faaliyete karar vermeden önce başvurulması gereken sözleşmeler olarak bilinmelidir.
7- Bilindiği gibi Anayasa'nın 90. maddesine göre temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası anlaşmalar imzalanmalarıyla birlikte yürürlüğe girmekte ve iç hukukun bir parçası haline gelmektedir. Yine taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemediğinden, yürürlükte olan bir kanunla çelişik hükümler içermesi halinde üstünlüğe sahiptir.
Bütün bunlar doğal alanları, dolayısıyla çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gibi anayasal görevlerin yerine getirilmesinde iç hukuka yönelik herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılırsa, bu hükümlerin iptali mümkündür
Doğu Karadeniz Bölgesi, doğasında birçok endemik tür barındıran büyük bir ekosistemdir. Ekosistem tüm bileşenleriyle, flora ve faunasıyla (ot, çiçek, ağaççık, ağaç, hayvanlar) bir bütündür. Söz konusu bütünün bir bölümü farklı amaçlar için (maden, yerleşim, ulaşım v.d.) kullanılması ancak ve ancak çok titizlikle planlanmış doğa dostu projeler aracılığıyla olasıdır. Doğa dostu olmayan yaklaşımların sonuçları biz insanlığa doğal felaketler olarak geri döner.
Çünkü DOĞADAN YARARLANMAK BİLİM'dir, SANAT'tır, KÜLTÜR'dür. Bilimsel ilkeleri dikkate almayan projelerin ekosistemde oluşturacağı tahribatın değerlendirmesinde hiçbir ölçüt, ekosistemin geri kazanılmasında ölçüt alınamaz. Ekosistem tüm canlıların ortaklaşa oluşturdukları bir yaşam alanıdır, herhangi nedenle bileşenlerinden birinin tahrip edilmesiyle çökmeye başlar ve sonuç doğal bir felakettir. Doğu Karadeniz Bölgesinin Fırtına, İkizdere ve Senoz gibi vadileri olağanüstü ekosistemiyle insanı bütünleştirmiştir. Havzanın doğal yapısı, akarsuyu, yamaçları ve bitki örtüsü inanılmaz bir denge içinde olup, yörenin insanları bu doğal denge içinde yerlerini almışlar; doğa koşullarının kendilerine sunduğu imkanları, yüzyıllardır özümsemiş biçimde doğayla bütünleşerek hayata geçirmişler, doğaya zarar vermeden ondan yararlanma kültürüne ulaşmışlardır. Yörenin çay dışında ekonomik değeri olan herhangi bir üretimi yok denecek kadar azdır. İşsizliğin hakim olduğu yörede herhangi bir iş imkanının yaratılması hayata bağlanmanın en önemli beklentisidir. Havzada uygulama aşamasına gelmiş çalışmalarını sürdüren Hidroelektrik Santrali firmalarının yöre halkından bazılarınca hoş karşılanmasının önemli bir nedeni de budur.
Havzanın doğal yapısı sadece orman yollarının genişletilmesi, yeni ulaşım yollarının açılması, denge bacaları, boru hattının geçirilmesi, tünellerin açılması gibi çok kapsamlı ve doğrudan doğal yapıya müdahaleye yol açan proje uygulamaları ile tahrip edilmektedir. Bu tahribat sadece doğal örtünün kaldırılması değil, doğa tahribinin ikinci adımı olan kazı çalışmalarından oluşan hafriyatın döküleceği yer maalesef yine doğal alanlar olmaktadır.
Hafriyat döküm alanları dikkate alındığında doğanın tahribi katlanarak artmakta, dinamitlenen kayaların vadilere yuvarlanarak atılması vadinin doğal topoğrafik yapısını değiştirmekte ve ekosistem adeta yok edilirken erozyon koşulları en çarpıcı biçimde hazırlanmakta ve derelerden toprak akmaktadır.
Kazı ve dolgu sonucu vadilerin akarsuyunun adeta toprak taşıyan bir su kanalı haline geldiğini gösteren bazı örnekler söz konusudur. Vadiler üzerinde ağır iş makineleriyle gerçekleştirilen tahribat sonucu, havzanın toprak yapısını doğrudan etkileyecek, dolayısıyla doğal yaşamı altüst edecek ham toprak vadinin her noktasında, gelecek ilk yağmurlarla taşınmaya hazır bekletilmektedir.
Vadilerin tabanına doldurulan tonlarca büyüklükteki kayalar, dökülen toprak ve sökülen ağaçların değerlendirilecek gövde dışındaki atıkları, vadilerdeki yerleşim yerlerinde sel felaketinin oluşmasına neden olacak konumdadır.
Yaşanan olumsuzlukların daha iyi kavranabilmesi için bölgeden bazı görüntüleri izlemenin yeterli olacağı kanaatindeyiz.
SONUÇ:
Doğu Karadeniz Havzası vadileri olağanüstü ekosistemi (doğal yapısı) ile ülkemizde yaşanan enerji yetmezliği sorununun çözümüne katkısı olacak Hidroelektrik Santrali projelerinin inşasına açılıyor.
Doğadan, akarsularımızdan yararlanarak enerji üretmek mümkün değil mi veya doğal kaynaklardan yararlanılmasın mı? Doğal kaynaklar insanın yararlanma kaynaklarıdır. Ancak, ulusal bazda olduğu kadar uluslararası düzeydeki sözleşmelerle de güvence altındadır. Doğadan, doğal kaynaklardan yararlanmanın temel çıkış noktası "sürdürülebilir çevre" ilkeleri olup, bilimsel verilere dayalı sürdürülebilirlik ilkesinin yaşatılmasıyla yararlanma, bir başka deyişle,doğayı tahrip etmeden yararlanma esastır.
İlk bakışta boşuna akan sulardan elektrik enerjisi elde etmek gibi en temiz enerjinin elde edilmesi şeklinde savunulabilecek bu yaklaşımın, uygulanacağı yer önemlidir. Böyle proje türleri için seçilen vadiler (İkizdere, Fırtına ve Senoz ) talihsiz bir seçimdir. Böylesi projelerin uygulanacağı vadiler dünyaca ünlü ve korunması gerekli ekosistemlerin yer aldığı vadiler kesinlikle olmamalıdır.
Böyle bir vadinin seçilmiş olması ve yapılan uygulamalarda yaşananlar proje bazında yapılan bir değerlendirme sonuçlarına göre dahi; · Yüz binlerce ağacın ve yaşam ortamlarının yok edilmesi (Örneğin, 25 m genişlikte bir yol veya kanal açılmasında her kilometre için 25mx1000m=2,5 hektar, hektar başına 700 ağaç ise 2,5x700=1750 ağaç, 30 m'lik bir yol veya kanal için ise aynı hesap yöntemiyle 2100 ağaç yok edilecektir).
. Hafriyat sonucunda yüz binlerce hektar orman alanı (doğal alan) toprağıyla birlikte tahrip edilecek.
· Hafriyat sonucu ham toprak, taş ve kayalar doğal örtünün üzerine dökülecek, ham toprağın bugünkü verimliliğine gelmesi için yüzlerce yıl beklenecektir. · Vadi tabanına doldurulan kayalar, toprak, çakıl, ağaç artıkları, gövde ve dallar vadideki doğal akışı etkileyecek ve taşınan materyalin bir yerlerde birikmesiyle sel ve taşkın felaketleri oluşacaktır.
· Vadilerin taban sularındaki yeni yapı oluşumdan su ekolojisi olumsuz yönde etkilenecek, konunun uzmanları bunu tüm boyutlarıyla değerlendirecektir. (Bu konuda deniz bilimleri ve su ürünleri konusunda uzman ayrıntılı bir rapor hazırlamıştır.)
· Vadiye bırakılan suyun ölçüsü ve ekolojisinde yaratacağı olumsuzlukların yanı sıra vadinin klimatik koşullarını da değiştireceğinden ekosistemin eskisi gibi olması beklenmemelidir.
· Projelerin uygulama izni için gerekli ÇED raporları gerçekçi değildir. Biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerçekçi yaklaşımları içermediğinden eksiktir, yetersizdir, hatalı uygulamaları göz ardı ettiği için ülkemiz doğal kaynaklarının yok edilmesine yönelik sorumluluklar taşımaktadır.
· Havzada yaratılan olumsuzluklarla, sadece ağaçlar değil, onlar kadar Ekosistem de yok edilmektedir. Enerji sağlanmasıyla hangi boyutta kazanım sağlanırsa sağlansın, bu kazanım, ekosistemin değerinin yanında mikron kırıntılarıyla ölçülebilecek bir kazanımdır.
· Yöre halkının işlendirilmesi geçici bir süre olup, beklentileri karşılamayacaktır. Ayrıca, yörenin esas ekonomik kazanımı olması gereken turizm konusunda da negatif etkisi vardır.
· Bu uygulamalarda kamu yararı değil, kamu zararı söz konusudur. Tüm bu nedenlerle havzamızdaki yanlış HES projeleri, yol yakınken, kesinlikle durdurulmalı ve aşağıda dile getirilecek öneriler doğrultusunda hareket edilmelidir.
ÖNERİLER
Ülkemiz topraklarının tartışmasız rasyonel değerlendirilmesi hemen hemen olası değildir. Bunun nedeni topraklarımız için genel geçerli "Arazi Kullanım Planları"nın yapılmamış olmasıdır. Bir ülkenin arazi kullanım planları, yani yerleşim yerleri, tarım alanları, otlaklar, orman alanları gibi alanların nerelerde ve neden olması ve korunması gerektiğini gösteren planlar çağdaşlık düzeyinin göstergesidir. Söz konusu planlar doğadan yararlanma ve doğal kaynakların planlanması konusunda temel veriler içerir ve siyasi iktidarların doğrudan müdahalesine kapalıdır. Örneğin herhangi siyasi iktidar Bursa veya Adapazarı Ovasını sanayi alanı olarak veya yerleşim alanı olarak planlayamaz, planlayamamalıdır. Doğal çevrenin sürdürülebilirliği ancak bu şekilde sağlanır. Arazi kullanım planları tüm uzmanlık alanlarını kapsayacak biçimde her alandan katılacak uzmanların (tarımcı, ormancı, iktisatçı, yönetim bilimci, toplum bilimci v.d.) ortaklaşa ürünü olmalıdır. Tartışılıp son şeklini alan arazi kullanım planları ülkenin geleceğini tanımlayan planlar olarak kabul edilerek, tüm siyasi kararların altlığını oluşturmalıdır. Kesin değiştirilemez planlar yerine, kamu yararına, üstün kamu yararına dayalı talepler doğrultusunda yine aynı uzmanlardan oluşan çalışma gruplarının onayı alınarak yapılacak değişikliklere açık, esnek olmalıdır.
Arazi Kullanım planlarında birim üniteler olarak havzalar alınabilir.
Planlamalar havza bazında yapılabilir. Havza bazında planlamalarda, havzada yaşayan halkın karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Demokrasinin çağdaş yapı taşlarından "katılımcılık" ilkesinin hayata geçirilmesiyle, havza bazında yapılacak planlamalarda yönetenlerin yanında yönetilenlerin de karar alma süreçlerine katılımının sağlanmasıyla birçok olumsuzluğun önüne geçilebilir. Değerlendirilecek alanlar doğal alanlar olunca katılımın önemi, havza bazından vadilere (havzaların alt birimi) inildikçe giderek artmaktadır.
Sonuç olarak İkizdere, Fırtına ve Senoz vadilerinin Hidroelektrik Enerji üretimine açılmasının planlama sürecinde yöre halkının katılımı sağlanmamış, yaşanan olumsuzlukların katlanarak ötelenmesine, havzada yaşayan insanların tepkilerinin uzlaştırılamamasına yol açılmıştır.
Havzanın hoyrat tasalluttan kurtulması için henüz her şey bitmiş değildir, yöre insanının doğadan yana tepkilerini dikkate almak gelecek kuşakların kazanımı olacaktır.
Yöre insanının ekonomik kazanımı başka şekillerde planlanabilir. Eğer doğaya dokunulmayacak ve korunacaksa yörenin doğası Eko Turizm - Doğa Turizmi için termal kaynaklar dahil her türlü doğal kaynağın doğa dostu projeler olarak hayata geçirilmesi, yöre halkında zaten var olan "doğadan yararlanma kültürü"nü zenginleştirecektir.
Doğadan yararlanmanın BİLİM, SANAT ve KÜLTÜR ayakları sağlamlaştırılırsa yöre, olağanüstü doğasıyla dünyanın önde gelen EKOLOJİK TURİZM alanlarından biri olmaya adaydır.
SONSÖZ
Dünyada ender rastlanan Doğu Karadeniz vadilerinde (İkizdere, Fırtına, Senoz) insan-doğa ilişkisinin en ayrıntılı modelini görünce, bu modelin nasıl bir arada sevgi-saygı-dostluk-dayanışma içinde bir doğa kültürü oluşturduğunu kavramak zor olmuyor.
Yöreden yetişen bir dizi aydın insan gücünün büyük kentlerde ve ülke yönetimindeki izleri, vadilerin insan boyutunun kanıtıdır. Yani vadilerimiz sadece ağaç yetiştirmiyor; yöremizde sevecen, hoş görülü, sosyal, doğa dostu, entelektüel insanların da yaşadığını ve ülke yönetimini doğrudan etkilediğini hatırlamak gerekir.
İnsanımız, önemsenmeyip karar süreçlerinde yer almadığı HES uygulamalarının seyircisi, mağduru ve mazlumu olmaya zorlanamaz.
Devlet organlarının, bilim adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve çevre halkının olduğu kadar, var olması gereken ve bulmayı umduğumuz sosyal sorumluluk bilinciyle HES firmalarının da yaşanan gerilimli sürecin yönetilmesinde üzerlerine düşen ihmal edilemeyecek görevler vardır." |