Mahmut Ekşi'nin Konuyla İlgili Yazısı
 

İkizdere’nin Geleceği

İkizdere’mizin geleceği hakkındaki görüşlerimi arz etmeden önce, bünyesinden çıktığımız vilayetimiz Rize ile ilgili birkaç kelime etmek istiyorum. İkizdere’siz Rize düşünülemeyeceği gibi, Rize’den bahsetmeden İkizdere’den veya başka bir beldemizden söz etmek de eksiklik olur. Biz Karadenizlilerin bir özelliği de, hiçbir zaman mahalli sorunları milli meselelerin önüne geçirmemektir. Bugün İkizdere’nin karşı karşıya bulunduğu tehlike, Türkiye’nin her hangi beldesi için söz konusu olsa biz oraya da sahip çıkarız. Bu davranışın milli bir görev olduğunu biliriz.

Yüzölçümü itibariyle Türkiye’nin en küçük illerinden birisi olan Rize’nin Türk ekonomik, sosyal ve siyasi hayatına katkısının geniş ilmi araştırmalara konu olacak boyutlarda olduğunu belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Rize denince akla çay ve inşaat sektörünün geldiği bilinmektedir. Yıllarca ülkemizin ihracat ürünlerinin ilk sıralarında yer alan çay, tarım alanlarının giderek daralmasının meydana getirdiği verim düşüklüğü ve serbest piyasa ekonomisi uygulamasının sonucu olan özelleştirme ve yabancı ürünlerin piyasaya girmesi, bölge insanını sıkıntıya sokmuştur. İkizdere ise, büyük oranda, çaydan istifade edememiştir. Güneyce’den yukarısında tabiat şartları çay üretimine izin vermemektedir. Çalışkan, zeki ve hoş görülü insanımız, her gittiği yerde, toplumumuzun bütün kesimleriyle uyum içinde yaşamasını ve üretmesini bilmiştir. Türkiye üniversitelerindeki yüzlerce öğretim üyesi hemşehrimiz, gurur kaynaklarımızdır. Rize’den yetişmiş bilim adamlarını saymaya kalksak, bu sayfalar yetmez. Bölgemizden iki Başbakan, onlarca bakan, belki yüzlerce milletvekili (çoğu Rize dışındaki illerimizden seçilmiştir) çıkmış olması da Rize’nin Türk siyasi hayatına katkısının ve Rizeli’nin başarısının ilk akla gelen delilleridir. Hizmetlerini Rize’de vermiş olmakla birlikte Rize eski Belediye Başkanı merhum Ekrem Orhon’un şöhretinin ülke sınırlarını aştığını hatırlatmak görevimizdir. Merhum Tevfik İleri ve İzzet Akçal’ın da sadece Rize’nin değil Türkiye’nin yetiştirdiği değerli siyaset ve devlet adamları arasında yer aldıkları inkar edilemez. Türk müziğinde Saadettin Kaynak, Tarkan Tevetoğlu, İsmail Türüt, Yılmaz Morgül, Sinan Özen ve Cimilli İbo’muzu saymamız gerekir.

Konumuz İkizdere olduğu için çerçeveyi daha dar tutmak zorundayız. Türk kültürüne yaptıkları hizmetler dolayısıyla bir kaç hemşehrimizi daha hatırlatarak esas konumuza geçmek istiyoruz. İkizdere’den yetişen değerleri hatırlamak ve hatırlatmak sadece vefa borcunun yerine getirilmesi olarak algılanmamalı. Elbette ki vefa, yüce bir duygudur. Fakat İkizdere’yi yetiştirdiği ürünlerden çok yetiştirdiği insanlar tanıtmıştır. İkizdereli olan Dr. Fethi Tevetoğlu, Prof.Dr. İbrahim Atay, Nevzat Kösoğlu ve Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı gibi isimler bugün Türk aydınları tarafından çok iyi tanınmakta ve saygı duyulmaktadır. Biz İkizdereliler de bu dereden yetişmiş değerleri, bilmemiz, hatırlamamız gerekir. İkizdere’den yetişmiş çok değerli genç fikir adamı ve akademisyenlerimiz olduğunu, hatta bir kısmının şu anda aramızda bulunduğunu, elbette biliyoruz. Ayrıca çok sayıda işadamı, sanayici, gazeteci ve bürokratımız da vardır. Bu kurultayı düzenleyen İkizdere Derneği’nin, yurdumuzun değişik bölgelerine dağılmış olan bu değerleri yılın belirli zamanlarında bir araya getireceğini ümit ediyorum.

Burada bir paragraf açıp, İkizdere doğumlu olmayan bir “İkizdereli”yi hatırlatmak istiyorum. Merhum Dr. Turgut Günay, Aydın’ın Söke ilçesinde doğmuş, babasının memuriyeti dolayısıyla orta okulu İkizdere’de okumuş, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde yaptığı “ Rize İli Ağızları” başlıklı doktora çalışmasında İkizdere’ye geniş yer ayırmıştır. Merhum Dr. Turgut Günay, İkizdere’de konuşulan Türkçe ve aile yapısına bakarak, Rize’nin Türkleşmesinin İkizdere’den başlamış olabileceği kanatına vardığını ifade etmiştir. Bilebildiğimiz kadarıyla ilk defa bir akademik çalışmada İkizdere’ye bu kadar geniş yer ayrılmıştır. Merhum Günay’ı rahmetle anıyorum.

İKİZDERE’NİN GELECEĞİ

Rize ilinin yüzölçümü itibariyle en büyük ilçesi olan İkizdere’nin ekonomik açıdin en geri kalmış bir parçası olduğu açıktır. Nüfusun hızla artması ve toprağın verimsizliği göç olgusunu karşımıza çıkarmış, İkizdereli için İkizdere bayramdan bayrama uğranılan bir belde haline gelmiştir. Özellikle 1950’li yıllarda başlayan sanayileşme hamlelerinin tabii sonucu olan şehirleşme, bizi de etkilemiştir. İstanbul’daki, Ankara’daki İkizdereli nüfus İkizdere’dekilerden fazladır. Ankara’nın Emek Mahallesinde veya İstanbul’un Üsküdar, Kadıköy, Kartal, Ümraniye ve Pendik gibi ilçeleri de İkizdere’den kat kat fazla İkizdereli barındırmaktadır. Bu durumu tersine çevirmemiz, mümkün olmayabilir. Fakat yeni göçlerin önüne geçmek, ata-baba topraklarını terk etmek zorunda kalanların bir kısmını geri çekmek imkan dışı değildir. İnsanımızın büyük çoğunluğu, eskisi gibi, günübirlik çalışıp geçinen değil, yatırım yapan, istihdama katkı sağlayandır. Tatil yapma alışkanlığı bizde de günden güne gelişmektedir. Karadenizliyiz ama, denizle muhabbetimiz fazla değildir. Dünyanın turizm cenneti Antalya’da iş yapan, ekonomik durumları gayet iyi akraba ve hemşehrilerimizin yaz tatillerini Akdeniz sahillerinde değil, İkizdere yaylalarında geçirdiklerine hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Bu bağlamda İkizdere’nin turizm alanı ilan edilmiş olması sevindirici bir gelişmedir. Mevsimlik olan bu ekonomik faaliyetin yılın 12 ayına yayılmasını sağlamak için yapılması gerekenleri ise, şöyle sıralayabiliriz:

1-Turizm yatırımlarının artırılması. Bugün Ilıca köyünde bitme aşamasında gelmiş olan kaplıca tesislerinin benzerlerini gerçekleştirmek mümkündür. Güneyce , Çamlık, Gölyayla, Ballıköy (Anzer), Ovit , Demirkapı, Cimil ve Çağrankaya yaylaları, tabiat olarak, Avrupa’nın turizm merkezlerinden fersah fersah üstündür. Alp dağları, İsviçre gölleri, İkizdere yaylalarının yanında sönük kalır. Bu iddialı sözleri, adı geçen yerleri bilen birisi olarak söylüyorum. Sağlık turizmi bu ülkelerin önemli gelir kaynaklarındandır. İkizdere için niye olmasın? Havamız, suyumuz daha temiz, insanımız daha anlayışlıdır. Tek eksiğimiz, turizm geleneğimizin olmamasıdır. Turisti, bir kısmımız, amiyane tabirle, “yolunacak kaz”, bir kısmımız ise, “işsiz güçsüz insanlar” sanıyoruz. Turizmin bacasız sanayi olduğunun farkına varmamız gerekir. Sadece İkizdere’nin değil, bölgemizin geleceği turizmdedir. 1990’lı yıllarda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yaşadığımız olumsuzluklar, ümidimizi kırmamalı. Her toplumda olumsuz tipler, kişilikler vardır ve hep de olacaktır. Turist ile turist olmayanı ayırd edecek bilince ulaştığımızı düşünüyorum.

İkizdere’nin değerli belediye başkanı Sayın Hasan Kösoğlu’nun, deneme mahiyetinde, Ovit dağında başlattığı kayak turizmi, İkizdere’nin geleceği için çok önemsenmesi gereken bir atılımdır. Hemen yanı başımızdaki Erzurum, kayak turizmi ile milyarlar kazanmaktadır. 2012 Dünya Üniversitelerarası Kayak Olimpiyatları’nın Erzurum’da yapılacak olması, daha şimdiden, bölge ekonomisine ciddi bir katkı sağlamıştır. Binlerce öğrenci, öğretmen, yönetici, antrenör ve organizatörü ağırlayacak olan Erzurum, son yılların en ciddi hamlesini yapmaktadır. Bunun, bir kaç yıl sonra İkizdere’de yapılması demek, beldemizin, bir yılda belki bir asırlık kazanç sağlaması demek olacağını düşünmemiz gerekir. Buna rafting sporunu da ilave edebiliriz. Dünyaca ünlü balımız, ala balığımız, kimyasal maddelerin bulaşmadığı, doğal ürünlerle beslenen hayvanlarımızdan elde ettiğimiz gıdalar, yerli ve yabancı turisti celb edecek vazgeçilmez ürünlerimizdir.

2-Yüksek okul veya fakülte ihtiyacı: Hükümetimizin çok yerinde bir kararla kurduğu Rize Üniversitesi, ilimiz açısından olduğu kadar, ilçemiz açısından da büyük bir nimettir. Bu üniversiteye bağlı bir fakülte veya yüksek okulun İkizdere’de açılması ilçemizin sosyal, kültürel ve ekonomik olarak çehresini değiştirecektir. Öğrenci ve öğretim üyelerinin yeme, içme, barınma ve sosyal ihtiyaçlarını karşılanması hayatı canlandıracaktır. Basit bir hesapla, bir öğrencinin aylık olarak ilçemize bırakacağı 300-500 liranın yıllık kaç bin YTL’le baliğ olacağını ortaya çıkarmamız mümkündür. Hemşehrimiz olan Sayın Başbakandan ve Rize milletvekillerinden bu konuda girişimlerde bulunmalarını talep etmeliyiz. Bütün fakülte ve yüksek okulların merkeze yığılması, hem ekonomik hem de sosyal açıdan doğru değildir. Zira, üniversitelerin görevi sadece öğrencilerini bilgilendirmek değildir; bilgi birikimlerini halkla da paylaşmaları zorunludur. Büyük üniversitelerimiz yurt dışında bile fakülteler, kampüsler açarken, Rize Üniversitesi’nin 20 kilometre mesafedeki İkizdere’de bir fakülte açması asla yadırganacak bir uygulama olmaz.

3-Arıcılık ve Alabalık üretimi: Dünya, Rize’yi çayı ile İkizdere’yi ise Anzer Balı ile tanıyor. Sınırlı olan Anzer Balı üretiminin, ilmi metodlarla geliştirilmesi mümkündür. Veya en azından çevre köylerde bal üretimin teşvik edilmesi, üretilen balın yurt içinde ve yurt dışında pazarlanması, İkizdere ekonomisine ciddi katkı sağlayacaktır. Atadan kalma metodlarla yapılan arıcılık faaliyetleri bile beklenenin üzerinde verim alındığı ifade edilmektedir. Çağdaş bilim yöntemiyle kurulacak ala balık çiftlikleri de bölgemiz için büyük kazanç kapısı olacaktır. Hayvan neslini tüketen iptidai usulleri bırakarak, bilimsel yolun seçilmesi hepimiz için vazgeçilmez yoldur.

4-Ormancılığın geliştirilmesi: İkizdere’yi, dünyanın korunması gereken 200 vadisinden birisi, turizm vadisi olarak korumaz, enerji, dolayısıyla “kanser vadisi” haline getirmezsek, orman ürünlerimizden istifade etmemiz mümkün olur. Dereleri kurutursak, orman varlığından da vazgeçmiş olacağız. Gelecek düşünülmeden, ekonomik verimlilik analizi yapılmadan, çevre ve doğaya olan ihtiyacımız hesap edilmeden verilen kararlardan vazgeçileceğini düşünerek, orman varlığımızın bölge ekonomisine katkısının nasıl artırılabileceği konusunda da görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Ormancılık bilimi esas alınarak ormanlarımızdan istifade etmek elbette ki mümkündür. Yakıt olarak kullanılan orman ürünlerini değerlendirecek sunta ve kontra plak fabrikaları kurulması mümkündür. Önceki yıllarda bu konuda fizibilite çalışmaları yapıldığı, bu çalışmaların devletin arşivlerinde olduğu bilinmektedir. Orman envalinin kereste ve tomruk olarak satılması verimli olmamıştır. Bu faaliyetin bölge istihdamına katkısı da yoktur, diye düşünüyorum. Gerçi bunun nasıl olacağını işin erbabına bırakmak gerekir. Biz sadece bir teklif olarak ortaya atmak durumundayız. Teknik konulara çok fazla girmek, bizim gibi sosyal bilimler tahsili yapmış olanlara düşmez.

5-Çağdaş İpek Yolu-Ovit Tüneli ve İyidere Ro-Ro Limanı: Günümüzde ekonomik gelişmişlik ölçütlerinden birisi de alt yapı yatırımları ve ulaşım imkanlarıdır. Doğu Karadeniz, yıllarca sıkışık bir vaziyette kalmıştır. O zamanki komşumuz Sovyetler Birliği ile kapıların kapalı olması bir yana iç ulaşım imkanlarının sınırlılığı, bölge ekonomisinin gelişmesini önlemiştir. Sovyetler’in dağılması ve Karadeniz oto yolunun yapılma aşamasına gelmesi, ekonomik hamle kapılarını açmıştır. Şimdi Doğu Karadeniz’i Doğu Anadolu’ya, İran’a ve Türk cumhuriyetlerine bağlayacak kapıları açmak gerekmektedir. Doğu Karadeniz’i Doğu Anadolu’ya ve sınırlarımızın açacak en kestirme yol, İkizdere-İspir kara yolu bağlantısıdır. Bu gün yılın sadece altı ayında çalışmakta olan bu yolun 12 ay aralıksız hizmet vermesi için Ovit dağının tünelle geçilmesini zaruri kılmaktadır. Hükümetin de gündeminde olan bu konunun halledilmesi bölge insanının makus talihini yenmesini sağlayacaktır. Değerli hemşehrimiz, büyüğümüz, Talip Kahraman Beyin taahhüt ettiği, keşif bedelinin yüzde 51’ini karşılaması, ciddi bir katkıdır. Ayrıca, 57. Hükümet zamanında gündeme alındığını bildiğimiz, İyidere Ro-ro Limanı Projesi’nin yeniden düşünülmesini ve gerçekleştirilmesi için hızlı adımlar atılmasını beklemenin hakkımız olduğu kanaatindeyim. Ovit dağı tünelinin yapılmaması halinde duble yolun beklenen hizmeti vermeyeceği açıktır. Asıl olan İyidere-Kalkandere-İkizdereİspir güzergahını takıp edecek olan yolun, yılın 365 günü açık kalmasıdır. Bu liman ve bu güzergah, Avrupa’dan gelen ürünlerin Doğu Anadolu, İran ve Türkistan’a, hatta Çin’e, adı geçen bölge ve ülkelerden gelecek ürünleri de Avrupa’ya kolayca naklini sağlayacaktır. Milletler arası ilişkilerde asıl önemli olan unsurun ekonomik fayda olduğu düşünülürse, Türkiye’yi en kestirme yoldan dünya ile entegre edecek bu yol ve liman, dünya ve özellikle bölge barışına da hizmet edecektir.

Son söz olarak şunları söylemek istiyorum: Tarihte, hep sıkıntı içinde yaşamış olan İkizdere ve İkizderelilerin kaderinin değişmekte olduğunu görüyor ve buna inanıyorum. Mutlu ve müreffeh geleceğimizi hazırlamak elimizdedir. İkizdere’ye sahip çıkarsak, İkizdere’nin sosyal ve ekonomik yapısına uygun yatırımlar yaparsak bunu başarabiliriz. Bunun için; yani geleceğimiz için, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için elbirliğiyle çalışmalıyız. Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Ancak, İkizdere’yi feda ederek elde edeceğimiz enerjinin ekonomimize sağlayacağı katkı ile, İkizdere’nin ekonomik potansiyelinin doğru değerlendirilmesi ile elde edeceğimiz ekonomik değer, mukayese bile edilemez. Alternatif enerji kaynakları bulmamız mümkündür, ama başka İkizdere yoktur!

İkizdere’ye sahip çıkmak için, İkizdereli olmak gerekmez, İkizdere’yi tanımak yeter. Tanıyanları, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan İkizdere’ye sahip çıkmaya, tanımayanları ise, bu, “Dünyanın Sekizinci Harikası” denebilecek kadar güzel vadiyi tanımaya davet ediyorum.

Mahmut Ekşi İşadamı,

Rize Vakfı Başkan Yardımcısı

 
  Vadime Dokunmayın Belgeseli


  Duyurular  

İkizdere Konulu Yazılar
İkizdere Derneği Başkanı Sn. Kadem Ekşi'nin konuyla ilgili yazısı.
  Kadem Ekşi'nin Yazısı
İkizdere Derneği Başkanı Sn. Kadem Ekşi'nin konuyla ilgili yazısı.

Milli Ağaçlandırma Seferberliği
Milli Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
  Başbakanın Genelgesi
Sn. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın konuyla ilgili genelgesi


Copyright © 2008 vadimedokunmayin.com



 
english site haritası ana sayfa