
Prof. Dr. Nuray EKŞİ
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
MİLLETLERARASI ANTLAŞMALAR VE MEVZUAT HÜKÜMLERİ KAPSAMINDA İKİZDERE VADİSİ NASIL KORUNABİLİR?
I. Çevre, Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunmasına İlişkin Temel Mevzuat ve Milletlerarası Antlaşmalar
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesine göre, çevre, canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik, kültürel ortamı ifade eder. Çevrenin korunması, çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü kapsamaktadır.
Çevrenin korunması, küreselleşme, enerji darlığı, enerjide dışa bağımlılık, enerji kaynaklarının daralması sebebiyle nükleer enerjiye doğru yoğun talepler, nesli tükenen bitki ve hayvan sayısındaki artış; kuraklık; çölleşme ve erozyon sebebiyle uzun zamandır kamuoyunun gündeminde kalıcı bir yer edinmiştir. Hiç şüphesiz çevrenin korunması, insan hayatıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlantı sebebiyle çevre hakkı kavramı geliştirilmiştir. Nasıl ki yaşama hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile teminat altına alınmışsa çevre hakkının da AİHS veya AİHS’e ek bir protokolle düzenlenmesi ve böylece ülkeden ülkeye değişmeyen evrensel kurallara bağlanması için çaba sarf edilmiştir. Çevre ile ilgili bölgesel ve evrensel düzeyde çalışmalar yapan Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültürel Organizasyonu (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization-UNESCO) gibi kurumların çabaları henüz bir sonuç vermemiştir. Diğer bir ifadeyle, bütün çabalara rağmen çevre hakkı AİHS’de yer alan haklar arasına dahil edilememiştir .
Anayasanın tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını düzenleyen 63. maddesine göre, Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır . Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması görevi Devlet’e verilmişken çevrenin korunması görevi hem Devlete hem de vatandaşlara verilmiştir. Anayasanın 56. maddesi çevrenin korunmasını düzenlemektedir. Bu maddede herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Anayasanın 56. maddesinde, çevrenin korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesi daha çok yaşama hakkı bağlamında ele alınmıştır. Diğer bir ifadeyle, Anayasanın 56. maddesinde bir temel hak olarak çevre hakkı doğrudan değil dolaylı olarak düzenlenmiştir . Anayasada yer alan ve çevrenin korunması ile yaşama hakkını bir bütün olarak gören düzenlemenin doğal soncu olarak Anayasanın, yaşama hakkına ilişkin 17. maddesi ile 56. madde arasında doğrudan bağlantı kuran Danıştay kararları bulunmaktadır .
AİHS’de düzenleNmeyen bazı haklar, yorum yoluyla AİHS kapsamına dahil edilmektedir. Bu bağlamda çevrenin korunmasına ilişkin ayrı bir hüküm AİHS’de yer almamakla beraber İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), çevre konusunu, kişinin özel ve aile hayatına saygıyı düzenleyen 8. madde kapsamında ele almaktadır. Buna karşın AİHM, çevrenin korunmasını yaşama hakkını düzenleyen AİHS’in 2. maddesi kapsamında değerlendirmemiştir. Danıştay, AİHM’den daha liberal bir yorum yapmıştır. Danıştay, çevrenin bozulmasının, doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceğini dikkate alarak Anayasanın 17. maddesi ile 56. maddesi arasındaki yakın bağlantıyı ortaya koymştur.
Anayasamızda çevrenin korunmasından sadece Devlet değil vatandaşlar da sorumlu tutulmuştur. Belirtmek gerekiR ki 56. maddede yer alan vatandaşlar kavramı isabetli bir kavram değildir. Türk vatandaşı olmadığı halde Türkiye’de yaşayan ve hatta Türkiye’ye yerleşen çok sayıda yabancı bulunmaktadır. Dolayısıyla bu maddede, Devlet ve Türk vatandaşlarının yanı sıra Türkiye’de oturan bütün yabancıların çevrenin korunmasından sorumlu tutulacağı ifade edilmeliydi.
Anayasanın 56. maddesine benzer bir hüküm, biraz daha geniş bir içerikle, 2872 sayılı Çevre Kanununun 3. maddesinin (a) bendinde yer almaktadır. Buna göre, başta idare, meslek odaları, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler. Bu madde bağlamında bir sivil toplum kuruluşu olan İkizdere Derneği, yasadan ve kuruluş tüzüğünden kaynaklanan görevini yerine getirmek, İkizdere Vadisini korumak için gerekli girişimleri başlatmıştır. İkizdere Derneğinin faaliyetlerini sadece entelektüel bir girişim olarak görmemek; başta Anayasa olmak üzere milletlerarası antlaşmalardan ve mevzuatımızdan kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmesine yönelik hukukî bir faaliyet olarak değerlendirmek gerekir.
Çevre Kanunu hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında idari para cezası (Çevre Kanunu md. 20-25); hapis cezası (Çevre Kanunu md. 26); tazminat (Çevre Kanunu md. 28) öngörülmüştür . Kanunda ayrıca 28. maddede çevreyi kirletenlerin ve çevreye zarar verenlerin sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumlu oldukları ifade edilmiştir. Çevre Kanununun 30. maddesine göre, çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes, ilgili mercilere başvurarak gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Bu madde kapsamında yapılan başvurulara, idari makamlar tarafından cevap verilmez ya da gerekli önlemler alınmazsa herhangi bir kişi idari yargı yoluna başvurabilir. Diğer bir ifadeyle idare mahkemesinde dava açabilir. Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına veya imar uygulamalarına ilişkin davalar, menfaati ihlal edilsin veya edilmesin herkes tarafından açılabilir. Aslında İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (a) bendinde, “idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından” dava açılabileceği belirtilmiştir. Bu hükme göre, kişi ancak kendi menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı iptal davası açabilir. Danıştay da muhtelif kararlarında idarî yargıda dava açmak için dava konusu yapılan idarî işlemden dava açanın dolaylı veya dolaysız kişisel menfaatinin ihlâl edilmiş olması gerektiği sonucuna varmıştır. Menfaat ilişkisinin iptal davasının açılmasını sağlayabilmesi için menfaatin meşru olması, kişisel olması ve güncel olması gerekir. Ancak kural bu olmakla beraber istisnaen yani idari yargıda iptal davalarını herkesin açabileceğinin kabul edildiği durumlar da bulunmaktadır. Bunlardan biri de çevrenin korunmasına ilişkin davalardır.
O halde İkizdere Vadisinde, yapılaşmaya izin verildiği takdirde bu izinlerin ve ruhsatların iptal edilmesi için yöre halkının veya İkizdere Derneğinin yanı sıra herkes idare mahkemesinde dava açabilecektir. Nitekim kamuoyunda Gökova Davası olarak bilinen ve Gökova Körfezinde termik santral inşaatına ilişkin iznin iptali davasını açanlar arasında hem yöre sakinleri hem de köy muhtarı vardı. Aynı şekilde İzmir Aliağa’da termik santral yapılması için Bakanlar Kurulu tarafından verilen iznin iptali davasını bir milletvekili açmıştı .
Çevrenin, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin mevzuat ve antlaşmalar oldukça fazladır . Ancak İkizdere Vadisinin çevre, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin mevzuat ve Türkiye tarafından onaylanmış olan milletlerarası antlaşmalardan hangilerinin kapsamına girdiğini tespit etmek, hukukî açıdan atılacak adımları belirlemek için büyük önem taşımaktadır.
II. İkizdere Vadisine Uygulanabilecek Çevre, Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunmasına İlişkin Mevzuat Hükümleri ve Milletlerarası Antlaşmalar
1. İkizdere Vadisi, Çevre Kanununun Kapsamına Girer mi?
Hiç şüphesiz İkizdere Vadisi, Çevre Kanununun kapsamına girmektedir. Çünkü bu Kanunda çevre oldukça geniş bir şekilde tanımlanmıştır. Bu tanım üzerinde daha önce durulmuştu.
2. İkizdere Vadisi, Özel Çevre Koruma Bölgelerine (ÖÇKB) İlişkin Mevzuat ve Milletlerarası Antlaşmalardan Yararlanabilir mi?
1976 yılında Barselona’da akdedilen Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Antlaşması’na Türkiye taraftır . Bu antlaşmaya ek bir Protokol Cenevre’de yapılmıştır ve bu Protokol 1988 yılında Türkiye tarafından onaylanmıştır . Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin Protokol’e taraf olan devletler, Akdeniz’in doğal kaynaklarının; doğal sitlerinin; bölgedeki kültürel mirasın ve diğer araçlarının yanı sıra deniz alanları ile çevreleri de dahil olmak üzere özel koruma alanları kurulması yolu ile korunması ve gerektiğinde iyileştirilmesi için uygun bütün önlemleri alacaklardır.
Ne yazık ki Doğu Karadeniz için özel koruma alanlarına ilişkin bir milletlerarası düzenleme bulunmamaktadır. Karadeniz açısından da bu yönde bir milletlerarası düzenlemenin yapılması ve Karadeniz’i kullanan bütün ülkelerle sorumluluğun paylaşılması ele alınacak hukukî konulardan biridir.
Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin Protokole istinaden Çevre Kanununun 9. maddesinin (d) bendine özel koruma alanlarıyla ilgili bir hüküm eklenmiştir. Çevre Kanunun 9. maddesinin (d) bendine göre, ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plân ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bir yerin Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilebilmesi için o yerin ekolojik önemi olup çevre kirlenmesine ve bozulmaya hassas tarih ve tabiat varlıkları bulunan bir alan olması gerekir. Bu alanın gelecek nesillere intikalini sağlamak, getirilecek koruma ve gelişme kararları ile bu vasıflarının devamlılığını temin etmek amacıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesine karar verilmektedir .
Çevre Kanununun 9. maddesinin (d) bendindeki faaliyetleri gerçekleştirmek üzere 1989 yılında Özel Çevre Koruma Kurumu oluşturulmuştur . Özel Çevre Koruma Kurumu, tüzel kişiliğe sahiptir.
1988 yılında Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir kararla Köyceğiz, Fethiye Göcek, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş ve bu bölgelerin koordinatlı haritaları kararın ekinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Daha sonra 1990 ve 2000 yıllarında alınan Bakanlar Kurulu kararları ile Köyceğiz-Dalyan, Patara, Kekova ve çevresi, Göksu Deltası, Gölbaşı, Pamukkale, Kapadokya-Ihlara, Foça, Datça Bozburun, Belek koordinatlı haritaları belirtilmek suretiyle, Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.
İkizdere Vadisi, henüz Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmemiştir. Doğa güzellikleri, flora ve faunası ile övündüğümüz İkizdere Vadisinin, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmesi için gerekli girişimler yapılmalıdır.
3. İkizdere Vadisi, Millî Parklar Kanununun Kapsamına Girer mi?
2873 sayılı Millî Parklar Kanununun kapsamına millî parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları ve tabiat koruma alanları girmektedir. Millî Parklar Kanununun 2. maddesinde milli park, tabiat parkları, tabiat anıtı ve tabiat koruma alanı tanımlanmıştır. 2873 sayılı Kanunun 2. maddesinin (a) bendine göre, milli park, bilimsel ve estetik bakımdan, milli ve milletlerarası ende bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarını ifade eder. 2873 sayılı Kanunun 2. maddesinin (b) bendinde, tabiat parkları, bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçaları olarak tanımlanmıştır. Aynı maddenin (c) bendinde tabiat anıtının tanımı yapılmıştır. Buna göre, tabiat ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değere sahip ve milli park esasları dahilinde korunan tabiat parçaları tabiat anıtıdır. (d) bendinde yer alan tabiat koruma alanı ise, bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler, türler, tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere ayrılmış tabiat parçaları şeklinde tanımlanmıştır.
2873 sayılı Kanunun 14. maddesinde bu alanlarda yasaklanan faaliyetler sıralanmıştır. Bu alanların tabii ve ekolojik denge, tabii ekosistem değeri bozulamaz; yaban hayatı tahrip edilemez; bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz. Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz. Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ile Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yapıları açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz, işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskân yapılamaz.
İkizdere vadisinin, 2873 sayılı Kanunun 2. maddesinin (d) bendinde tanımlanan tabiat koruma alanı olarak nitelendirilmesi mümkündür. İkizdere Vadisinin, 2873 sayılı Kanunun 2(d) maddesi kapsamına giren tabiat koruma alanı olarak tespit edilmesi halinde, kural olarak, vadideki her türlü yapılaşmanın önüne geçilebilecektir.
4. İkizdere Vadisi UNESCO Tarafından Dünya Miras Listesine Alınabilir mi?
UNESCO tarafından 1972 yılında hazırlanan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Antlaşma Türkiye tarafından 1982 yılında onaylanmıştır . Antlaşmanın kapsamına kültürel ve doğal miras girmektedir. Kültürel miras, Antlaşmanın 1. maddesinde anıtlar, yapı toplulukları ve sitler olarak sıralanmıştır. Antlaşmanın 2. maddesinde doğal miras: (1) estetik veya bilimsel açıdan istisnai evrensel değeri olan, fiziksel ve biyolojik oluşumlardan veya bu tür oluşum topluluklarından müteşekkil doğal anıtlar; (2) bilim veya muhafaza açısından istisnai evrensel değeri olan jeolojik ve fizyoğrafik oluşumlar ve tükenme tehdidi altındaki hayvan ve bitki türlerinin yetiştiği kesinlikle belirlenmiş alanlar; (3) bilim muhafaza veya doğal güzellik açısından istisnai evrensel değeri olan doğal sitler veya kesinlikle belirlenmiş doğal alanlar olarak sıralanmıştır.
İkizdere Vadisi, Antlaşmada yer alan ve doğal mirası tanımlayan 2. maddenin 3. fıkrası kapsamında doğal sit veya belirlenmiş doğal alan olarak değerlendirilebilir. Böylece İkizdere Vadisi, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair UNESCO Antlaşmasının sağladığı uluslararası korumadan yararlanabilir. Antlaşma ile Dünya Miras Komitesi adı altında hükümetlerarası bir komite kurulmuştur. Kültürel ve doğal mirasın korunması için bu komiteden yardım talep edilebilir.
UNESCO Antlaşması uyarınca Dünya Miras Listesi oluşturulmuştur. Kültürel ve doğal mirasın bu listeye girmesi için ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Bazı kültürel ve doğal miras UNESCO’nun geçici listesine alınmaktadır. Türkiye, UNESCO Dünya Miras Listesine dokuz adet kültürel ve doğal mirasının alınmasını sağlamıştır. UNESCO listesine alınan kültürel ve doğal varlıklar şunlardır: İstanbul’un tarihi alanları, Göreme ve Kapadokya Millî Parkı, Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Hattuşaş (Boğazköy), Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Pamukkale-Hierapolis, Safranbolu Şehri, Truva Arkeoloji Kenti. Efes ve Karin örenyerlerinin bu listeye alınmasına ilişkin çalışmalar devam etmektedir. UNESCO’nun geçici listesinde Kekova ve Sümela Manastırı da dahil toplam onaltı varlık daha bulunmaktadır. Geçici listedeki eserlerin de Dünya Miras Listesine alınması için çalışılmaktadır .
5. İkizdere Vadisi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun Kapsamında mı?
İkizdere Vadisi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3. maddesinin (3). paragrafında tanımlanan sit alanı kapsamında değerlendirilebilir. Bu paragrafa göre, sit; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültürün yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır. 2863 sayılı Kanunun 3. maddesinin (3). paragrafında, tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar sit olarak kabul edilmiştir.
2863 sayılı Kanunun 3. maddesinin (3). paragrafında yer alan sit, kentsel sit; arkeolojik sit ve tabii sit olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Tabii sit, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olan ve ender bulunan korunması gerekli alanları ve tabiat varlıklarını ifade etmektedir . Belirtmek gerekir ki, tabii sit alanının tespitinin yapılmış olması gerekir. Tespit, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde yapılır. Korunması gerekli olan taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak yapılan tespit, koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur. 2863 sayılı Kanunun 51. maddesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kültür ve tabiat varlıklarını koruma yüksek kurulu teşkil edilmiştir. Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenen bölgelerde kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulları oluşturulmuştur. 2863 sayılı Kanun kapsamında İkizdere Vadisinin, tabii sit olarak tespit edilmesi için başvuru yapılmıştır. Başvuruya olumlu cevap verilmesi beklenilmektedir.
III. İkizdere Vadisinin REG ve HESlerden Kurtarılması İçin Alınacak Hukukî Önlemler ve Açılması Mümkün Olan Davalar
1. İkizdere Vadisinin REG ve HESlere Karşı Korunmasını Gerektiren Hukukî Sebepler
İkizdere Vadisinin, dünyanın 200 vadisi arasında yer aldığı UNESCO tarafından ifade edilmektedir. İkizdere Vadisinin, özgün flora ve faunasının korunması hayati önem taşımaktadır. Belirli bir ülkeye, bölgeye veya yöreye özgü bitki örtüsü flora; yabanî hayvan topluluğuna da fauna denilmektedir . İkizdere Vadisinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Koruma Kanunu kapsamında korunması için gerekli başvurular yapılmıştır.
İkizdere Anzer Turizm Merkezi 11264 sayılı ve 20.11.2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi ilan edilmiştir. Ayrıca 25.2.2008 tarihli ve 13317 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Rize İkizdere Ovit Dağı, Kış Turizm Merkezi olarak kabul edilmiştir. Ancak bir alanın turizm bölgesi ilan edilmesi o alanın korunması için yeterli değildir. İkizdere Vadisinin bozulmadan varlığını sürdürebilmesi için mutlaka yukarıda özetlenen milletlerarası antlaşmalar veya kanunlar kapsamında bir korumanın sağlanması gereklidir. En azından İkizdere Vadisine, tıpkı Fırtına Vadisine verilen doğal koruma alanı statüsünün verilmesi için çalışmalar sürdürülmelidir. Çünkü doğal koruma alanı veya doğal sit alanı veya tabiat koruma alanı olarak ilan edilmeden İkizdere Vadisinin regülatör (REG) ve hidroelektrik santralleri (HES) programlarından kurtarılması mümkün gözükmemektedir.
İkizdere Vadisi üzerinde 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa istinaden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetlerinde Bulunmak Üzere Su Kullanımı Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Devlet Su İşleri (DSİ) ve diğer bazı kuruluşlar tarafından regülatör ve hidroelektrik santralı yapılması için projeler ve fizibilite raporları hazırlanmıştır. Enerji alnında dışa bağlı bir politika izlemek zorunda olan Türkiye’nin enerji darboğazına girmemek için yeni arayışlar içinde olmasını anlayışla karşılamak gerekir. Bununla beraber enerji sorununun, doğanın tahrip edilmesi yoluyla çözümlenmemesi için kamuoyunun, başta Anayasanın 56. maddesinden ve Çevre Kanunundan kaynaklanan görevini yerine getirmek için tepkisini ve yasal mücadelesini ortaya koyması zorunludur.
2. İkizdere Vadisinin REG ve HESlere Karşı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği 2008 Kapsamında Korunması
a. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği 2008’in Uygulama Alanı
Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesine dayanılarak hazırlanmıştır . Yönetmeliğin, Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde uyulacak idari ve teknik usul ve esasları düzenlemektedir (ÇED Yönetmeliği md. 1). ÇED Yönetmeliği 2008’e göre, Yönetmeliğe tabi projeler hakkında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu", "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz", "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararlarını verme yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığına aittir. Ancak Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararının verilmesi konusundaki yetkisini, sınırlarını belirleyerek valiliklere devredebilir (ÇED Yönetmeliği md. 5).
Çevresel Etki Değerlendirmesi uygulanacak projeler bir liste halinde ÇED Yönetmeliği 2008’e eklenmiştir. İkizdere Vadisinde yapılması planlanan REG ve HESler ÇED Yönetmeliğinin I ekinde yer alan listenin 2, 13, 14, 15 ve 16. sıralarındaki faaliyetler kapsamında değerlendirilebilir. ÇED Yönetmeliği 2008’in I numaralı ekinde yer alan ve İkizdere Vadisi ile bağlantılı olabilecek faaliyetler şunlardır:
2) Termik güç santralleri:
a) Toplam ısıl gücü 300 MWt (Megawatt termal) ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri
b) Nükleer güç santralleri ve diğer nükleer reaktörlerin kurulması ve sökümü (maksimum gücü sürekli termik yük bakımından 1 kilovatı aşmayan, atom çekirdeği parçalanabilen ve çoğalan maddelerin dönüşümü, üretimi amaçlı araştırma projeleri hariç)
13) 10 milyon m3/yıl ve üzeri yeraltı suyu çıkarma veya suyu yeraltında depolama projeleri
14) Boru ile içme suyu taşımaları dışında kalan büyük su aktarma projeleri:
a) Olası su sıkıntısını önlemek amacı ile akarsu havzaları arasında, 100 milyon m3/yıl ve üzeri su aktarma projeleri,
b) (a) bendi dışında uzun dönemli yıllık ortalama akışı 2 milyar m3 ü aşan bir akarsu havzasından söz konusu akışın % 5’i ve üzeri miktarda su aktarma projeleri
15) Su depolama tesisleri (Göl hacmi 10 milyon m3 ve üzeri olan baraj ve göletler)
16) Kurulu gücü 25 MW ve üzeri olan nehir tipi santraller
Ancak İkizdere Vadisindeki REG ve HESlerin hangi sıraya dahil olacağı hususunun saptanması söz konusu REG ve HES projelerinin ve fizibilite raporlarının incelenmesine bağlıdır.
ÇED Yönetmeliğinin I numaralı ekinde yer alan projeler ile II numaralı ekinde sayılan ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir kararı verilen projelere Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanması zorunludur. ÇED Yönetmeliğinin I numaralı ekinde yer alan projeler kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek ve tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler için; Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, Seçme Eleme Kriterlerine tabi projeler için proje tanıtım dosyası hazırlamak, ilgili makamlara sunmak ve projelerini verilen karara göre gerçekleştirmekle yükümlüdürler.
Proje sahibi, Çevre ve Orman Bakanlığına başvurusunu yaptıktan sonra, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri, Bakanlık yetkilileri ile proje sahibi ve/veya temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulur. ÇED Yönetmeliğinin 9. maddesi halkı, yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen tarihte, halkın katılımı toplantısının düzenlenmesini öngörmüştür.
b. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği 2008’in Zaman İtibariyle Uygulanması
ÇED Yönetmeliği 2008, 17.7.2008 tarihinde yani Resmi Gazetede yayımlanması ile birlikte yürürlüğe girmiştir. ÇED Yönetmeliği 2008 ile 16.12.2003 tarihli ve 25318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Çevresel etki değerlendirmesi süreci başlamış projeler açısından yürürlükten kaldırılan yönetmeliklerin mi yoksa ÇED Yönetmeliği 2008’in mi uygulanacağı sorununa geçici 1. madde ile açıklık getirilmiştir. Geçici 1. maddeye göre, 7.2.1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, 23.6.1997 tarihli ve 23028 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, 6.6.2002 tarihli ve 24777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği ve 16.12.2003 tarihli ve 25318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerine tabi oldukları halde söz konusu yönetmeliklerde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen projelere bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.
ÇED 2008 Yönetmeliğinin, geçiş sürecini düzenleyen geçici 2. maddesine göre, Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce, Proje Tanıtım Dosyaları Valiliğe ya da Bakanlığa sunulmuş projeler ile Bakanlığa sunulan Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporlarına tabi oldukları Yönetmelik hükümleri uygulanır. Ayrıca geçici 3. maddesi ile, 7.2.1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış projelere veya bu tarihten önce üretim ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projelere Çevre Kanunu ve ilgili diğer yönetmeliklerde alınması gereken izinler saklı kalmak kaydıyla, ÇED Yönetmeliği 2008 kapsamı dışında bırakılmıştır.
İkizdere Vadisi ile ilgili ÇEDlerin, mutlaka ÇED Yönetmeliği 2008 kapsamına sokulmasına çalışılmalıdır. ÇED Yönetmeliği 2008’in II numaralı ekinde seçme eleme kriterleri uygulanarak Çevresel Etki Değerlendirme raporu istenilebilecek projelerin listesi yer almaktadır. İkizdere Vadisinde yapılması planlan REG veya HESlerin mutlaka ÇED Yönetmeliği 2008’in I numaralı veya II numaralı eki kapsamında değerlendirilmesi için bir kamuoyu oluşturulmalıdır. Kapasiteleri veya nitelikleri itibariyle I ve II numaralı eklerin kapsamına girmedikleri iddia edilen REG ve HESler için gerekirse Yönetmelikte değişiklik yapılması için baskı uygulanmalı veya Yönetmeliğin I ve II numaralı eklerinin kapsamlarını genişletmek üzere Yönetmeliğin iptali için idari yargıda dava açılmalıdır.
c. İkizdere Vadisinin Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği 2008’in V. Ekinde Yeralan Duyarlı Yöreler Listesine Dahil Edilmesi Zarureti
ÇED Yönetmeliği 2008’in V numaralı ekinde Türk mevzuatına göre ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalara göre korunması gerekli duyarlı yörelere ilişkin mevzuatın bir listesi yer almaktadır. İkizdere Vadisi ile ilgili acilen bir çalışmanın yapılması; bu vadideki fauna ve floranın yanı sıra su kaynakları; hava kalitesi; ormanları ve benzeri konularda geniş katılımlı bir uzman grubu, sivil toplum örgütleri, TÜBİTAK’tan raporlar hazırlattırılmalıdır. Mevzuat ve milletlerarası antlaşmalar kapsamında İkizdere Vadisinin korunabilmesi öncelikle bu vadinin hukukî statüsünün belirlenmesine bağlıdır.
3. İkizdere Vadisinin REG ve HESlere Karşı Korunması İçin Açılabilecek Davalar
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, İkizdere Vadisinin, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalar veya mevzuat uyarınca doğal sit alanı veya tabiat koruma alanı ve benzeri bir statü verilerek koruma altına alınması için gerekli girişimler yapılmalıdır. Bu girişimler neticesinde, eğer İkizdere Vadisi korunması gerekli olan bir alan olarak ilan edilirse o zaman zaten sorun kalmayacaktır. Ancak başvurulardan sonuç alınamaması her şeyin sonu da değildir. Bu durumda İkizdere Vadisinde yapılmasına izin verilecek REG ve HESlere karşı yargı yoluna başvurularak çözüm bulunmaya çalışılacaktır.
İkizdere Vadisinde yapılması muhtemel REG ve HESlere verilen izin ve ruhsatların iptali için idare mahkemesinde dava açılabilir Bu davaları başta İkizdere Derneği olmak üzere yöre sakinleri de açabilir. Nitekim Bergama yöresi sakinleri, Eurogold şirketine verilen siyanürle altın arama izninin iptali için dava açmışlardı ve Danıştay bu davayı yöre sakinlerinin açabileceğine karar vermişti. Danıştay, 6. Dairesi, doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesine ilişkin idari işlemi iptal etmişti .
Danıştay 6. Dairesi tarafından verilen karara rağmen, Eurogold şirketi çevre ile ilgili bazı ek önlemler alarak yeniden faaliyete geçmesi için izin almayı başarmıştı. Yeniden verilen faaliyet izninin iptal edilmesi için yine dava açıldı. Bu davada Danıştay 8. Dairesi tarafından verilen karar şöyledir :
Dava, Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği uyarınca düzenlenen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu üzerine Çevre Bakanlığınca tesis edilen İzmir, Bergama, Ovacık-Çamköy Mevkiinde bulunan altın madenine siyanür liçi yöntemiyle işletme izni verilmesi yolundaki ÇED olumlu görüşü işleminin iptaline ilişkin idare mahkemesi kararının Danıştay’ca onanarak kesinleşmesinden sonra anılan madenin işletilmesine devam edilmesi yolundaki 29.3.2002 günlü, 2002/4 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İzmir-Bergama-Ovacık-Çamköy mevkiinde bulunan altın madeni işletmeciliğine; taahhütname koşullarının yerine getirilmesi, işletme öncesinde, işletme sırasında ve işletme kapandıktan sonra firmanın sorumluluğunun sona ermesine kadar geçecek süre içerisinde İzmir Valiliği'nin başkanlığında ve koordinatörlüğünde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonunca faaliyetin taahhütname çerçevesinde izlenmesi ve denetlenmesi, çevre mevzuatına uyulması, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yürürlükteki mevzuat uyarınca diğer önlemlerin alınması kaydıyla izin verilmesine ilişkin Çevre Bakanlığı işlemi, Danıştay 6. Dairesinin 13.5.1997 günlü, E. 1996/5274, K. 1997/2310 sayılı bozma kararına uyularak İzmir 1. İdare Mahkemesinin 15.10.1997 günlü, E. 1997/635, K. 1997/876 sayılı kararıyla "insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle iptal edilmiş; bu karar Danıştay 6. Dairesinin 1.4.1998 günlü, E. 1998/512, K. 1998/1830 sayılı kararıyla onanmış ve karar düzeltme istemi de reddedilerek mahkeme kararı kesinleşmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde, "gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler bir "Çevresel Etki Değerlendirme Raporu" hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir" hükmü ile; yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 6. maddesinde "bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek ve tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler için Çevresel Etki Değerlendirme Raporu, Ek. II'ye tabi projeler için proje tanıtım dosyası hazırlamak, ilgili makamlara sunmak ve projelerini verilen karara göre gerçekleştirmekle yükümlüdürler.
Kamu kurum ve kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin isteyeceği her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelere hiç bir teşvik, onay (çevre düzeni plan tadilatı onayları dahil), izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanmaz" hükmü yer almaktadır.
Dava konusu Bakanlar Kurulu kararı, daha önce mahkeme kararlarıyla ÇED Raporu üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca tesis edilen İzmir, Bergama, Ovacık-Çamköy Mevkiinde bulunan altın madenine siyanür liçi yöntemiyle işletme izni verilmesi yolundaki ÇED olumlu görüşü işleminin iptal edilmesi üzerine, anılan madenin işletilmesinin devamı konusunda ilgili ve yetkili idareleri işlem tesis etme hususunda bağlayıcı ve bu haliyle yargı kararlarının uygulanmasını engelleyici nitelik taşıyan, kesin ve yürütülebilir nitelikte bir idari işlemdir.
Dosyanın incelenmesinden, Çevre Kanunu uyarınca hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporuna göre Çevre ve Orman Bakanlığınca incelenerek anılan yerde altın madeni işletmeciliğine izin verildiği, bu işlemin İdare Mahkemesince iptal edilerek kesinleşmesinden sonra anılan şirket tarafından Çevre ve Orman Bakanlığına ve Başbakanlığa yapılan başvurularla gerekli önlemlerin alındığı belirtilmek suretiyle bu tesiste mevzuata ve hukuka uygun önlem alınıp alınmadığının saptanmasının istenildiği, TUBİTAK tarafından hazırlanan rapor sonucunda 5.4.2000 tarihli Başbakanlık yazısı ile, risk faktörlerinin proje ile ilgili olarak alınmış ilave önlemlerle ortadan kalktığı, bu nedenle ilgili bakanlıklarca konunun değerlendirilerek işlemin tekemmül ettirilmesi gereğinin bildirildiği, bu işlemin İzmir 1. İdare Mahkemesince 1.6.2001 tarihinde iptal edildiği (kararın henüz kesinleşmediği), bu yazı üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen izinlerin uzatıldığı, Sağlık Bakanlığınca da 22.12.2002 tarihinde tesise bir yıllık deneme izni verildiği, bu işleme karşı açılan davada İzmir 3. İdare Mahkemesince 10.1.2002 günlü, E. 2001/401 sayılı kararla yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve bu karar üzerine işletmenin çalışmasının durdurulduğu, daha sonra tesislerin ülke ekonomisine katkıları nedeniyle işletilmesine devam edilmesinin uygun görülmesi yolundaki dava konusu Bakanlar Kurulu prensip kararının alındığı anlaşılmaktadır.
Altın ve gümüş madeni işletilmesine yönelik olan uyuşmazlığa konu işletme ile ilgili gerekli olan prosedür ve bu prosedürün tamamlanması aşamasında işlemleri tesis etme konusunda yetkili olan merciler ilgili mevzuatta belirlenmiş bulunmaktadır. Bu kapsamda, olayda işletmeye ilişkin olarak verilmiş bulunan ÇED olumlu görüşü yargı kararı ile iptal edilmiş bulunduğuna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği uyarınca bu konuda yeniden işlem tesis etmeye Çevre ve Orman Bakanlığı yetkili olup, anılan mevzuat ile bu konuda Bakanlar Kuruluna herhangi bir yetki verilmemiş olması nedeniyle, Bakanlar Kurulunca Çevre ve Orman Bakanlığı'nın yerine geçilerek yargı kararının uygulanamaz hale getirilmesi sonucunu yaratan dava konusu işlemin tesis edilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık görülmemiştir.
4. İkizdere Vadisinin REG ve HESlere Karşı Korunması İçin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvurulabilir mi?
Çevre hakkının, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ayrı bir hükümle düzenlenmesine yönelik çalışmalardan bir sonuç alınamamıştır . Çevrenin korunması, çevre kirliliğinden doğan zararların giderilmesi, denkleştirilmesi konularında Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurulabileceği ifade edilmiştir . AİHS’in yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesi ile özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini düzenleyen 8. maddesinin ve mülkiyet hakkını düzenleyen AİHS’e ek 1 Numaralı Protokolün ihlal edildiği gerekçesiyle Komisyona başvurulabileceği belirtilmiştir .
Aslında Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ve AİHM’e konuyla ilgili başvurular yapılmış ve bu başvurular kabul edilmiştir. Hatta Bergama davası AİHM’e taşınmıştır. 2005 yılında AİHM nihai kararını vermiştir . AİHM’in Bergama davasındaki kararı, bundan sonra AİHM’e yapılacak başvurular açısından önem taşımaktadır. AİHM, Bergama sakinleri tarafından açılan davada Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
AİHM kararına konu olan olayda, 1989 yılında, adı, daha sonra Normandy Madencilik AŞ olarak değiştirilen, bir kamu limited şirketi olan EM Eurogold Madencilik siyanürle altın arama izni almıştı. 1992 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ovacık altın madenini işletmesi için şirkete on yıllık siyanür liçi yöntemiyle işletme izni belgesi vermişti. 1992 yılında Eurogold Madencilik, kendisine ayrılan alandaki ağaçları kesmeye başlamıştı. Çevre Bakanlığından alınan onaydan sonra diğer idari formaliteler de tamamlanmış ve 1997 yılında altın madeni işletmeye hazır duruma gelmişti. Hükümet, ulusal ve uluslararası standartlara uymak için gerekli bütün tedbirlerin alındığını ifade ederek kamuoyundaki tepkileri önlemeye çalışmıştı.
1994 yılında Bergama ve çevresi sakinleri, İzmir İdare Mahkemesine başvurarak Çevre Bakanlığının verdiği izin belgesinin iptalini talep etmişlerdi. Altın çıkarılmasında kullanılacak kimyasal maddelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına zarar vereceğini; yöreye özgü flora ve faunanın yok olacağını; yeraltı suyunun kirleneceğini; altın madeni çıkarma yöntemlerinin insan sağlığını ve hayatını tehlikeye atacağını iddia etmişlerdi. İzmir İdare Mahkemesi, altın madeni çıkarma izninin çevrenin korunmasına ilişkin ilkelere uygun olarak verildiği gerekçesiyle başvuruyu reddetmişti. Bu karara karşı başlatılan protestolar ve yürüyüşler üzerine İzmir Valiliği kamu düzeni ve sükûnu gerekçesiyle bir ay süreyle altın arama faaliyetlerini askıya aldı. İdare mahkemesi kararı, Danıştay tarafından bozuldu. Altın madeni arama faaliyetinin fiziksel, ekolojik, estetik, sosyal ve kültürel etkilerine ilişkin olarak hazırlanan raporları dikkate alan Danıştay, bu raporların, maden arama ve çıkarmada kullanılacak olan kimyasalların yöresel ekolojik yapının yanı sıra insan sağlığı ve güvenliğine verilecek zararları ortaya koyduğunu; Eurogold’un aldığı tedbirlerin bu zararları önlemede yetersiz kaldığını; maden ruhsatının kamu menfaatlerine hizmet etmediğini belirtmiştir.
İdare mahkemesi kararının yerine getirilmemesi üzerine, Ankara mahkemesinde tazminat davası açıldı. Fakat bu dava reddedildi. Yargıtay ilk derece mahkemesi kararını bozdu. Eurogold’un, ruhsat almadan önce siyanür kullandığına ilişkin raporlara istinaden Eurogold yöneticicileri hakkında ceza davası açıldı. Bu dava da sonuçsuz kaldı.
1998 ve 1999 yıllarında Eurogold muhtelif bakanlıklarla irtibata geçerek ek önlemlerin alınması sebebiyle tekrar faaliyette bulunmaları için izin istedi. Çevre, çevre hukuku, kimya, jeoloji, hidrojeoloji, jeoloji mühendisleri ve sismologlardan oluşan on kişilik bir TÜBİTAK heyetine siyanürle maden aramanın zararları üzerine bir rapor hazırlattırıldı. Danıştay kararında yer alan çevre ve insan sağlığına verilecek zararın, yeni kullanılacak sistemle kabul edilebilir sınırlara ulaştığı belirtildi. Başbakanlık, bu raporu Çevre Bakanlığına göndererek altın madeni arama faaliyetine yeniden başlanması için izin verilmesini istedi ve 2000 yılında izin verildi. Başbakanlık, şirket tarafından alınan önlemleri, TÜBİTAK raporunu ve Çevre Bakanlığının iznini esas alarak Eurogold’un faaliyete başlamasını onayladı. 2001 yılında Eurogold tekrar altın çıkarmaya başladı.
Bergama ve çevresinde yaşayan on kişi İzmir-Bergama’ya bağlı Ovacık’ta altın işleme madeninin yeniden faaliyete başlamasını, iç hukuk yolları ile durduramayınca AİHM’a başvurdular. Başvuranlar, Ovacık’ta altın işletme madenine izin verilmesinin çevreye zarar verdiğini ve vermeye devam ettiğini; insanların hareket özgürlüğünün kısıtlandığını; makine ve patlayıcı maddelerin gürültü kirliliğine yol açtığını beyan etmişlerdi. Başvuranlar, siyanürle altın aranmasına izin verilmesiyle Türk Hükümetinin AİHS’in 2., 6., ve 8. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişlerdi.
AİHM’in bazı ülkelere karşı açılan çevrenin tahrip edilmesi ve kirletilmesine ilişkin davalarda verdiği kararlarında, ciddi çevre kirliliğinin kişileri etkilediği; onların evlerinde huzurlu bir şekilde yaşamalarını engellediği ifade edilmiştir. Aynı şey tehlikeli faaliyetlerin kişilere verdiği zararlar için de söz konusudur. AİHM, Bergama’da siyanürle altın arama faaliyetine izin veren Türk Devletinin, AİHS’in 8. maddesinde düzenlenen konutunda huzurlu yaşama hakkının ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Ayrıca, Bergama için AİHM’e başvuran Çalışkan ve diğer Türk vatandaşları, idare mahkemesi tarafından verilen iptal kararına uyulmaması sebebiyle AİHS’in 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmişlerdi. AİHM, İzmir İdare Mahkemesi kararının yerine getirilmemesi sebebiyle 6. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvuranlar, siyanürle altın aramanın AİHS’in yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesine aykırı olduğunu iddia etmişlerse de AİHM, 2. madde kapsamında ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
Başvuranlar, maddi tazminat istememekle beraber kişi başına 10.000 EURO manevi tazminat talep etmişlerdi. AİHM, Türk Devletinin kişi başına 3000 EURO manevi tazminat ve yargılama giderlerini ödemesine karar vermiştir.
IV. Avrupa Birliği Müktesebatına Türkiye’nin Uyum Süreci ve Avrupa Birliği Natura 2000 Kapsamında İkizdere Vadisinin Durumu
Türkiye, henüz Avrupa Birliğine tam üye olmamıştır. Bu sebeple Avrupa Birliğinin çevre, tabiat ve kültür varlıklarının korunmasına ilişkin Yönergelerini (Directives) ve Tüzüklerini (Regulations) uygulamak zorunda değildir. Ancak tam üyelik yolunda olan ve kendi millî mevzuatını Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu hale getirmek için yoğun bir şekilde çalışan; müzakere başlıklarının açılmasını engelleyen bazı ülkelere karşı diplomatik ataklarını yılmadan sürdüren Türkiye’nin Avrupa Birliği çevre müktesebatını takip etmemesi veya dikkate almaması söz konusu olamaz .
1992 yılında Avrupa Birliği ülkelerinin hükümetleri, Avrupa’nın doğal kaynaklarını korumak için Doğal Habitatlar ile Fauna ve Floranın Korunmasına İlişkin Konsey Yönergesi hazırlanmıştır. Bu Yönerge kısaca Habitat Yönergesi veya 92/43/EEC sayılı Yönerge olarak anılmaktadır. Habitat Yönergesi ile Avrupa’da ciddi tehlike altında olan bitki ve hayvan türleri korunmaya çalışılmaktadır. Bu Yönerge, 1979 yılında hazırlanan Vahşi Kuşların Korunması Yönergesinin bir tamamlayıcısıdır. 1979 yılında Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanan Vahşi Kuşların Korunması Yönergesi kısaca Kuş Yönergesi olarak anılmaktadır. Bu iki yönergeye yani Habitat ve Kuş Yönergelerine istinaden Avrupa Birliği bir network ağı oluşturulmuştur (Natura 2000 Networking Programme on behalf of the European Commission) ve bu ağa Natura 2000 (Natura 2000 Networking Programme-NNP) adı verilmiştir. 1979 Kuş Yönergesi, özel koruma alanlarının (special protection areas-SPAs) kurulmasını öngörmektedir. Bu Yönerge kapsamındaki özel koruma alanları dayanıksız veya nadir bulunun kuşlar için önemliydi. Çünkü bunların yavrulaması, beslenmesi, göç etmesi ve soğuğa karşı korunmaları gerekiyordu. Habitat Yönergesi, diğer canlılar açısından koruma için özel alanlar (special areas of conservation-SACs) öngörmüştür. SACs, Habitat Yönergesi kapsamında gruplandırılmış ve dayanıksız, nadir hayvanlar, bitkiler ve habitat için daha fazla koruma getirmiştir. SPAs ve SACs, Natura 2000 networkunu oluşturmaktadır. Bütün Avrupa Birliği ülkeleri Natura 2000’i iç hukuklarına aktarmakla yükümlü kılınmışlardır . Avusturya, Almanya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fransa, Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İngiltere, İsveç, İtalya, Macaristan, Malta, Latvia, Romanya, Slovenya, Slovakya, Yunanistan Natura 2000 ağıda katılmışlardır. Kıbrıs Rum Kesimi, Lithuania ve Luxemburg henüz networke dahil değildir .
Avrupa Birliği 92/43/EEC sayılı Yönergesi yani Habitat Yönergesi kapsamında Avrupa Adalet Divanında görülen davalarda, Adalet Divanı, Komisyona gönderilen koruma alanlarına ilişkin ulusal listelerde yer alan doğal habitatlar, flora ve fauna alanlarında üye devletlerin, bu alanların ekolojik yapısını bozacak müdahalelere veya faaliyetlere izin vermeme yükümlülüğü altında olduklarını ifade etmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı, ayrıca, üye devletlerin, kendi millî hukuklarına uygun olarak Komisyona sunulan ulusal listede yer alan korunma alanlarına bu tür müdahalelerin önlenmesi için gerekli bütün tedbirleri almak zorunda olduklarını belirtmiştir .
Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üye olması halinde Habitat 2000 kapsamında özel koruma alanı olarak listesine alacağı yerlerin başında İkizdere Vadisi gelmektedir.
Prof. Dr. Nuray EKŞİ
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
|