İkizdere, Rize'nin toprak bakımından en büyük ilçesidir. Rize ilinde büyük bir akarsu olmamasına rağmen doğudan batıya doğru irili ufaklı bir çok akarsu mevcuttur. Bu akarsuların başlıcaları Fındıklı, Fırtına, Hemşin, Çayeli, Taşlıdere ve İyideredir. Rize ilinde akarsuların en uzun olanı 78.4. km ile İkizdere (iyidere) dir ve akarsuyun havza genişliği 1.047,4. km2'dir. İkizdere vadisindeki ekolojik sistem, kültürel ve sosyal yapı, mimari yapı, Doğu Karadeniz'e has özgün bir yapıya sahiptir. İkizdere deresi ve kolları Doğu Karadeniz bölgesinde bakir kalmış, yaban hayatı korumuş, sürdürülebilir hayatı devam ettirebilen son havzalardan birine sahiptir. Bölgemiz ekolojik turizm açısından son derece yüksek bir potansiyele sahiptir. İlçemiz turistik özellikleri itibarıyla bakir sayılabilecek bir doğaya sahip olmakla birlikte keşfedilmemiş nice güzellik ve özelliklere de sahiptir. Akarsuları, yaylaları, buzul gölleri, flora ve faunası, likapası, dağ horozu, balı, vadileri ve termal suyu bunlardan sadece bir kaçıdır. Yörenin bu özellikleri göz önünde bulundurularak yayla turizmi, dağcılık, termal turizm, rafting, kuş gözlemciliği, kış turizmi, yamaç paraşütü, doğa, manzara ve macera turizmi gibi alanların geliştirilip tanıtılması ülkemizin ve yöre insanının lehine olacaktır.
İkizdere-Anzer Turizm Merkezi, 20.11.2006 tarih ve 11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile "Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi" ilan edilmiştir ve Bakanlar Kurulu Kararı 08.12.2006 tarih ve 26370 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anzer Turizm Merkezi doğal ve kültürel özellikleri yanında, yörede üretilen Anzer Balı ile ün kazanmıştır. Anzer yaylası trekking, kış turizmi, rafting, Jeep Safari gibi turizm aktivitelerinin gerçekleştirilmesine imkan sağlamaktadır. Flora ve Faunası ile dikkatleri üzerine çeken yörede irili ufaklı birçok krater gölü mevcuttur. (Ek-1).
Yine 25.02.2008 tarihinde 2008/ 13317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla Rize-İkizdere Ovit Dağı Kış Turizm Merkezi ilan edilerek Bakanlar Kurulu kararı, 13.08.2008 tarihli 26815 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. (Ek-2)
Yöremizde yapımı devam eden Ilıca Köyündeki 5 yıldızlı termal otel Temmuz ayında faaliyete geçecektir ve sağlık turizmi alanında da ilçemize önemli katkılar sağlayacaktır. Tüm bu veriler dünyanın 200 önemli vadisinden birisi olan vadimizin turizm faaliyetleri ile gelişeceğini ve kalkınacağını göstermektedir.
Dünyanın en önemli 200 vadisinden birisi olan İkizdere vadisi bu güzelliğini, bu yeşilliğini, binlerce tür bitki ve canlı türü barındırmasını yüzyıllardır gürül gürül akan derelerine borçludur. Yeşilin her tonunun nakış gibi işlendiği binlerce tür bitki ve canlıların bulunduğu, yüzyıllardır akan dereleri ile bir dünya cenneti olan İkizdere vadisinde küresel ısınma tartışmalarının yaşandığı bu günlerde yapılacak baraj ve regilatör çalışmaları gibi olumsuzluklar yöreye telafisi imkânsız darbeler vuracaktır.
Fırtına vadisi doğal koruma alanı ilan edilerek ve Danıştay kararıyla bu tür REG ve HES projelerinden kurtarılmıştır. Fırtına vadisi ile eş değer olan hatta barındırdığı bitki ve canlı varlığı açısından daha zengin olan İkizdere vadisi üzerinde neden 16 adet REG ve HES yapılmak istenmektedir ?
İkizdere vadisi üzerinde DSİ tarafından EPDK çatısı altında Su Kullanım Hakkı Kanunu çerçevesinde su rejimini değiştirerek bir dizi Regülatör ve Hidroelektrik santralı yapılması planlanmaktadır. Vadimiz üzerinde hiçbir bilimsel araştırma ve havza planlaması yapılmadan Cevizlik HES ve Yokuşlu HES ile birlikte, DSİ ve Elektrik Etüd İdaresince planlanan, Demirkapı-Dereköy, Rüzgarlı, Tozköy, Tozköy II REG ve HES'ler ve tüzel kişiler tarafından geliştirilen Cimildere üzerinde Selin I REG ve HES, Selin II REG ve HES, Arı REG ve HES, Yayladere üzerinde Şimşirli REG ve HES, İkizdere üzerinde Saray HES, Başbuğ HES, Çamlıkdere üzerinde Deligör REG ve HES, Gelintaşı HES, Çaterli veUyranderesi üzerinde Ceyhun HES, Çokcordere üzerinde Sarmakol HES projeleri bulunmaktadır. (Ek-3) Tüm bu yatırımlar bölgenin ekolojik yapısını ve sosyal yapısını altüst etmeye hazırdır. Vadimizi baştan aşağı dolduracak olan 16 adet REG ve HES projeleri derelerin kurumasına sebep olacak ve yemyeşil olan bitki örtümüzü de aşağıdan yukarıya doğru sarartmaya başlatacaktır. Suyun ekolojik, sosyal ve kültürel yapının temeli olduğu bu bölgede derenin rejiminin değiştirilmesi İkizdere halkı tarafından kesinlikle kabul edilmemektedir.
İkizdere vadisinde yapılacak REG ve HES'lerin ülke ekonomisine ve bölge halkına ciddi hiçbir katkısı olmayacaktır. Türkiye Elektrik Üretim A.Ş. verilerine göre 2007 yılı Türkiye elektrik üretimi toplam 191.237.GWh'dır. Vadimiz üzerinde planlanan HES'lerin yıllık ortalama üretimi ise toplam 1.344. GWh'dır. Yani Türkiye toplam üretiminin ancak binde 7.02'si vadimizde üretilecektir. Uzun dönemde Türkiye enerji talebi 2008'de 245.911.GWh, 2010'da 286.586, 2015'te 402.932., 2020'de 566.512., 2030'da ise 990.321. GWh olacağı tahmin edilmektedir. Yani vadimizde üretilecek enerjinin ülke enerji talebini karşımla oranı her geçen yıl azalarak 2010'da binde 4.68'e, 2020'de binde 2.37'ye, 2030'da ise binde 1.35'lere düşecektir. Dolayısı ile bu vadide üretilecek enerji Ülkemizin enerji ihtiyacını gidermeyeceği gibi enerji ihtiyacını da karşılayamayacaktır. Bu kadarlık bir enerji için dünyanın en önemli 200 vadisinden birisi olan İkizdere vadisi feda edilir mi? Elektrik enerjisi üretmenin alternatifleri vardır fakat ikinci bir İkizdere Vadisi yoktur.
Bu tür santral projeleri istihdam sağlamadığı için vadi çevresindeki köylerde yaşayan insanlara en ufak bir katkısı da olmayacaktır. Bilakis sağlığa, çevreye, canlılara zararlı ve yörenin turizmini baltalayarak insanların gelecek yıllardaki gelirlerini de ellerinden alacaktır. Kısacası bu 16 adet REG ve HES'in (mevcutla birlikte 17) ne ülkemize ne de bölgemize ciddi bir katkısı olmayacaktır. Vadide üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye toplam elektrik üretimine oranı her yıl binde iki ile binde üç oranında azalacaktır, fakat bölgenin turizm değeri ise on yılda 100 kat artacaktır. Biz vadimizin ve yöremizin turizm yatırımlarıyla kalkınacağına inanmaktayız. Turizm gelirlerinin ülke ekonomisine katkısı gelecek on yılda santrallerden kat kat daha fazla olacağı kesindir.
Vadimizde yapımı planlanan 16 adet REG ve HES'in olası zararları üzerinde maddeler halinde durulması gerekirse şu hususları göz önüne almamız gerekir
a-) Dere yatağının kuruma olasılığının bulunup bulunmadığı , Dere yatağındaki sucul yaşamın olumsuz olarak etkilenip etkilenmeyeceği ve Dereye bırakılması planlanan suyun akarsudaki mevcut ekolojik dengenin ve canlı yaşamın devamı için gerekli ve yeterli olup olmadığı;
Vadimizde planlanan 16 adet REG ve HES'in 78.4 km olan dere yatağını baştan aşağı kurutacağı kesindir. Çünkü bir REG ve HES bitmeden diğeri başlayacak ve vadi REG ve HES projeleriyle dolacaktır. Derelerimizin ve dolayısıyla vadimizin kuruyacağı gerçeğini Cevizlik santralı için hazırlanan ÇED raporundan anlamaktayız. Cevizlik HES projesinde, su alma yapısından iyidere yatağına bırakılması öngörülen su miktarı sadece 150 lt/sn dir. Rapora göre dere yatağına devamlı 150 lt/sn su bırakılması halinde mevcut dere yatağının kuruması beklenmemektedir. Dere yatağının yer yer 40 metreyi bulduğu bir yatakta, derenin alüvyon yapısı nedeniyle 150 lt/sn su dere yatağında 100 metre akmadan buharlaşmanın da etkisiyle kurur ve vadideki sucul ve canlı yaşam sona erer. Cevizlik santralı için hazırlana ÇED raporuna göre dere yatağına 150 lt/sn (mahkeme kararıyla 500 lt/sn çıkartıldı) su bırakılacaktır. Şimşirli istasyonunda yapılan ölçümlere göre İkizdere'nin yıllık ortalama debisi 27.66 m3/sn. dir. Yani dere yatağına ortalama debinin binde 5.42 si kadar su bırakılacaktır. Bu da dere yatağının %80-90'nın kuruması anlamına gelir. Cevizlik santralı için dere yatağına bırakılmasını öngörülen 500 lt/sn su derenin alüvyon yapısı nedeni ile yatakta daha da azalacak, dereye akan kanalizasyonlarla birlikte çay üretimi için kullanılan gübre atıklarının yağmur sularıyla dereye akması sonucu oluşacak yosunlaşma ve bataklık kırmızı pullu alabalık, su samuru gibi tüm sucul canlıların yok olmasına sebep olurken sivrisinek başta olmak üzere her türlü pislik ve koku bölge insanının sağlığını ciddi anlamda tehdit atına alacaktır. Dere yatağındaki debinin 500 lt/sn düşmesi (küresel ısınmanın da etkisiyle) dere suyu sıcaklığının değişmesine sebep olacağı kesindir. Bu durum Deniz alası ve diğer balık çeşitlerinin yaşam alanlarını daraltacaktır. Gerekli oksijeni alamayacakları için balık ölümleri kaçınılmaz hale gelecektir.
Doğu Karadeniz'de kurulması planlanan REG ve HES'ler için şirketlerin dere yatağına bırakmak istedikleri saniyedeki minimum su seviyesini belirlemek için tercih ettikleri metot 7Q10 olarak isimlendirilmektedir. Bu metoda göre periyodik olarak her on senede bir 7 günlük en düşük seviyede akan su miktarının veya kuraklık dönemindeki en düşük 7 günün ortalaması alınmaktadır. Ancak bu metot canlı yaşamın devam edebilmesi için dere (nehir) yatağına bırakılması gereken su miktarının hesaplanmasında kullanılan bir yöntem değildir. Bu yöntem, akışı istatistiksel olarak tespit ederken nehirdeki su kalitesini belli bir seviyenin üstünde tutabilmek için bırakılması gereken su miktarını araştırır. Bu nedenle de sıklıkla istismar edilmiştir.
ABD de sağlık mühendisleri lağım atıklarını düzenlemek için 7Q10 metodunu geliştirmişlerdir. Bu nedenle yalnız ve yalnız atık suların nehirlere akıtılmasında izlenecek yol için kullanılmaktadır. Bu metot ile nehirlerdeki canlı su yaşamının muhafazası arasında hiçbir ilişki yoktur. Çoğu nehir ve ırmak için bu metodun önerdiği minimum su miktarı %10'nun altında olup mevcut canlı yaşamın kısa sürede yok olmasına neden olacak bir miktardır bu. ABD ve Kanada'da en çok kullanılan metodun sahibi TENNAT'a göre kuraklık dönemi için kullanılan 7Q10 metodu uygulanırsa; Nehirdeki canlı yaşam kısa sürede yok olacaktır, nehir yatağının %50'si ve daha fazlası kuruyacaktır, bir çok balık türü için hayati olan yan kanallar tamamıyla kurutulacaktır, nehir kenarlarındaki flora yapısı zarara uğrayacaktır, nehir kenarlarında balığın gizlendiği alan olan mağaralar kaybolup kuruyacaktır, nehirde yeterli su bulunmayacağından balıklar yukarı doğru çıkmakta zorlanacaklardır, balıklar küçük göllerde yoğunlaşmaya başlayacağından yakalanmaları daha kolay olacak ve daha çok avlanacaktır, nehir suyunun sıcaklığı artacağından bazı balık türleri için bu artış fazla olacaktır. Buna dayanılarak önerilen su miktarı; doktorunuzun size en hasta olduğunuz günü hayatınızın sonuna kadar sıhhatli bir yaşam için önermesine benzemektedir. (Kaynak; Insterm Flows For Riverine Resource Stewardship-Revised Edition adlı kitabın 177.Sayfası)
Gelişmiş ülkelerdeki durum böyle ikin bizim vadimizde dere yatağına bırakılacak su miktarını belirlemede kullanılan yöntem göz önüne alındığında dere yatağının kuruyacağı ve canlı ve sucul yaşamın sona ereceği bir gerçektir.
ABD ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde Instream Flow Incremental Methodology (IFIM) ve Donalt TENNAT'ın geliştirdiği TENNAT metodudur. Tennat metodu Amerika, Kanada ve Avusturalyada nehirlere ne kadar su bırakılması konusunda en çok kullanılan bir yöntemdir. Tennat'a göre yıllık ortalama akımın %10'u dere yatağına bırakılırsa deredeki canlı yaşam çok kısa bir süre için yaşamlarını devam ettirebilirler. Yıllık ortalama akımın %10'u İkizdere vadisinde kurulacak Cevizlik santralı için 2.766. lt/sn'dir. Bu miktarda bırakılacak su dere yatağının %50'sini kurutacaktır. Tennat deredeki çok iyi bir habitat ve de halkın dere ile ilgili sosyal yaşantısı ve çeşitli aktiviteleri (rafting, kano v.s) gerçekleştirmek için ortalama yıllık su debisinin %30'unu dere yatağına bırakılmasını önermiştir. Bu cevizlik santralı için 8.298.lt/sn su demektir. Tennat metodu ile önerilen bu su oranları Ekim ile Mart ayı arasındadır. Nisan ile Eylül ayları arasında dere yatağına bırakılması gereken su miktarı Tennat'a göre Ekim Mart ayı arasında bırakılan su miktarından %20 daha fazla olmalıdır.
DSİ'nin raporlarına göre de derelerde yatağın kurumaması ve canlı yaşamın sürdürülebilmesi için dere yatağına bırakılması gereken minimum su miktarı yıllık ortalama debinin en az dörtte biri kadar olmalıdır. Bun göre Cevizlik santralı için dere yatağına en az 27.660 lt X 0.25= 6.915.lt/sn su bırakılmalıdır.
Mevcut yöntem ve uygulamalarla İkizdere vadisindeki bu 16 REG ve HES'ler yapılırsa dere yatağının kuruyacağı ve canlı yaşamın sona ereceği kesindir. Deredeki balık yaşamının devam etmeyeceğinin en güzel örneği mevcut HES in regülatör mansabı ile suyun dereye bırakıldığı yer arasındaki bölgede balık yaşamının artık sona erdiği gözle bile görülmektedir. Ancak Amerika, Kanada ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerdeki yöntemlerin vadimize uygulanması halinde dere yatağının kuruması ve canlı yaşamın devamı sağlanabilir.
b-) Derede balıkların yaşama ve üreme alanlarına olumsuz etkisinin olup olmayacağı;
Deredeki suyun derinliği, hızı, suyun sıcaklığı sudaki çözülmüş oksijen miktarı ve suyun temizliği uygun ise balıkların çoğunluğu yumurtalarını deredeki göllerin aşağısındaki dalgalı, pürüzlü yerlerde depo ederler. Dere yatağına bırakılan suyun 500 lt/sn düşmesi sebebi ile dere yatağındaki su çok azalacak, ince toprak sedimantasyonu derenin yatağına düştükten sonra balık yumurtlama alanlarını battaniye gibi kaplayıp balık yumurtalarını öldürür. Çok ince siltli kumlar oksijen üreten bitkileri örter, balık besini böcekleri ortadan kaldırır. Toprak sedimantasyonu eğer dereden yeteri kadar su akmazsa derenin tabanını doldurur. Gölleri ve göllerin aşağısındaki dalgalı girintili çakılların bulunduğu yerleri kaplar ve böylece balığın yumurtladığı, beslendiği habitatı yaşanmaz bir hale getirir.
Mevcut yöntem uygulamalarla derede suyun azalması sonucu oluşacak kirlilik sebebi ile artık bu vadide alabalığın yaşaması ve üremesi imkansız hale gelecektir.
c-) Projenin orman ve orman altı bitki örtüsüne, çay tarım alanlarına, bölgede yaşayan insanlara ve hayvanlara zarar verip vermeyeceği;
Sadece Cevizlik Santralı için ÇED raporuna göre 480 ağaç kesileceğini ve su iletim hattının tünel olarak teşkili flora ve fauna üzerindeki etkiyi minimuma indireceğini belirtilmişi. Şu anda sadece regülatör mansabındaki alanda gözle görülecek şekilde en az bin adet ağacın kesildiğini söyleyebiliriz. Çuğma dediğimiz bölgede tünele ulaşacak yollar için yine binlerce ağaç kesimi yapıldığı bilinen bir gerçektir. . Henüz daha işin %1 de olmamıza rağmen kesilen ağaç sayısı ortadadır. Vadide 16 adet santral yapılacağı ve bu santrallerin bazılarının hatlarının yarma usulü ile yapılacağı göz önüne alınırsa vadide on binlerce ağacın kesileceği ve orman ve orman altı bitki örtüsüne ciddi zarar vereceği kesindir. Vadi bazında konuya bakıldığında dere yatağındaki suyun tünellere alınması vadideki buharlaşmayı azaltacak ve bu durum yağış rejiminden tutun bitki ve canlı türlerinin yok olmasına katkıda bulunacaktır. Bunlara ilgili muhakkak bilimsel bir araştırma yapılması gerekliliği ortadadır.
d-) Proje kapsamında kesilecek ağaçların heyelan ve erezyona yol açıp açmayacağı;
Vadimizde toprak tabakası yaklaşık 20-30 cm'dir. Tünel ve yolların açılması için binlerce ağaç kesilecek, tünellerin açılması için yapılacak binlerce patlatma ve tünel güzergahına ulaşmak için açılacak yollar yüzünden heyelanlar olacak ve erozyon kaçınılmaz hale gelecektir. Özellikle tünel açılması için yapılan patlatmalar daha şimdiden toprak ve arazi yapısının oynamasına, tünellerin üzerindeki evlerin çatlamasına sebep olmuştur. Zaten yumuşak olan toprak tabakası bu sarsıntılarla yerinden oynamakta ve ileriye dönük telafisi imkansız heyelan ve zararlara da yol açacaktır.
Doğu karadeniz dağlarında hakim olan yağış türü yamaç yağışlarıdır. Yani nemli hava kütlesinin yatay yönde hareket ederken dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucu oluşan yağışlardır. Vadideki suyun tünellere alınması sonucu buharlaşma minimuma inecek ve bir su fiskiyesi gibi ormanları ıslatan duman (çise) yok olacak ve bunun sonucunda yemyeşil olan bitki örtümüz sararmaya başlayacaktır. Akabinde yamaç yağışları azalacak fakat cephe yağışları (sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşmalarında meydana gelen yağışlar) ağırlık kazanmaya başlayacaktır. Bu da sel ve su baskınlarının artmasına ve heyelanlara sebep olacaktır.
e-) Proje kapsamında ortaya çıkabilecek katı atık ve atık suların bölgenin flora ve faunasına zarar verip vermeyeceği;
Vadimiz üzerinde 28 köy ve 12 mahalleden oluşmaktadır. Köy ve mahallelerin atık suları maalesef derelere akmaktadır ve bu durum gerçek bir vakıadır. Derenin mevcutta yüksek debide akması sonucu bu pislikler pek ortaya çıkmamakta ve çevreye de fazla zarar vermemektedir. Deremizden akan suyu azalttığımızda dere yatağına gübre atıkları da akacağından oluşacak yosunlaşma ve bataklık canlı yaşamı ve insan sağlığını ciddi anlamda tehlikeye sokacaktır. Sadece Cevizlik HES için tünellerden ve yolardan çıkacak hafriyat 600.000.m3civarındadır. Zaten dar ve dik olan arazi yapısında bu kadar agrega nereye dökülecektir. Şu an dere kenarlarına gelişi güzel dökülen agrega önümüzdeki günlerde büyük sel felaketlerine sebebiyet vereceği kesindir. Bu hafriyat dar vadide büyük bir alana yayılması, çevreyi ve canlıları tehdit etmesi kaçınılmazdır.
Sadece Cevizlik HES'den çıkacak hafriyat 600.000.m3'olup 35.000.m2 lik bir alana 10 metreden daha yüksek bir dolgu oluşturularak depolanacaktır. Yumuşak bir yapıya sahip olan bu hafriyat parçasının zaten dik olan arazi yapısında ilerleyen zamanda kayıp büyük sel felaketlerine kapı aralayacağı kanaatindeyiz. Bu durum diğer 16 adet REG ve HES için de geçerlidir.
KTU Fen bilimleri Enstitüsü müdürü Do. Dr. Salih Terzioğlu'nun hazırladığı Of-İkizdere-Anzer vadisi florası çalışmasında İkizdere çayı vadisinde 12 adet endemik tür saptanmış ve Mor çiçekli orman gülünün farklı bir varyeteside saptanmış olup bilim dünyasına kazandırılmıştır. Başka çalışmalarda da endemik bitki türü sayısı 50'ye kadar çıkmaktadır. Vadimizin doğal kazanımı olan bu dereler eğer kurutulursa bölgemizdeki bitki ve canlı türlerinin de gelecekte yok olacağı bilimsel bir gerçektir.
f) Enerjinin taşınması için yapılacak enerji nakil hatları ve muhtemel zararları;
Vadi bazında bir planlama yapılmadığından Cevizlik HES le birlikte yapılacaktoplam 16 adet hidroelektrik santrallerinde üretilecek elektriği taşımak için yapılacak yüksek gerilim hatları dar olan vaadimizde canlı yaşamı olumsuz etkileyecektir. Konu ile ilgili Nükleer Tıp ve Nükleer Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, yüksek gerilim hatlarının yakın çevresine radyasyon yaydığını, bunun da kanser dahil bazı hastalıklara neden olduğunu belirtmiştir. Aktolun; yüksek voltaj tellerine olan kritik mesafe 600 metredir. Oturdukları ev, yüksek voltaj taşıyan havada asılı tellere 600 metre veya daha yakın olan çocuklarda lösemi ortaya çıkma olasılığı yüzde 70 daha fazla olduğunu belirtmiştir. Eğer bu 16 santral vadimizde yapılırsa gelecekte vadimizin adı kanser vadisi olarak da anılabilecektir.
Yukarıda bahsetmiş olduğumuz olumsuzluklar 16 REG ve HES'in vadimize vereceği zararlardan sadece bir kaçıdır. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Görevlilerinden Prf. Dr. Kadir ERDİN İkizdere Vadisi için aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.
İKİZDERE Vadisi, Doğu Karadeniz vadilerinden biri olarak olağanüstü ekosistemi (doğal yapısı) ile ülkemizde yaşanan enerji yetmezliği sorununun çözümüne katkısı olacak Hidroelektrik Santrali projelerinin inşasına açılıyor.
Doğadan, akarsularımızdan yararlanarak enerji üretmek mümkün değil mi veya doğal kaynaklardan yararlanılmasın mı?
Doğal kaynaklar insanın yararlanma kaynaklarıdır. Doğal kaynaklar ulusal bazda olduğu kadar uluslararası düzeydeki sözleşmelerle de güvence altındadır. Doğadan, doğal kaynaklardan yararlanmanın temel çıkış noktası "sürdürülebilir çevre" ilkeleri olup, bilimsel verilere dayalı sürdürülebilirlik ilkesinin yaşatılmasıyla yararlanma, doğayı tahrip etmeden yararlanma esastır.
İlk bakışta boşuna akan sulardan elektrik enerjisi elde etmek gibi en temiz enerjinin elde edilmesi şeklinde savunulabilecek bu yaklaşımın, uygulanacağı yer ve proje türü için seçilen vadilerden biri İKİZDERE Vadisi talihsiz bir seçimdir. Böylesi projelerin uygulanacağı vadiler dünyaca ünlü ve korunması gerekli ekosistemlerin yer aldığı vadiler kesinlikle olmamalıdır. Böyle bir vadinin seçilmiş olması ve yapılan uygulamalardan yaşananlar bir proje bazında yapılan bir değerlendirme sonuçlarına göre dahi;
1-Yüz binlerce ağacın ve yaşam ortamlarının yok edilmesi
2-Hafriyat sonucunda yüz binlerce hektar orman alanı (doğal alan) toprağıyla birlikte tahrip edilecek.
3-Hafriyat sonucu ham toprak, taş ve kayalar doğal örtünün üzerine dökülecek, ham toprağın bugünkü konumuna gelmesi için yüzlerce yıl beklenecektir.
4-Vadi tabanına doldurulan kayalar, toprak, çakıl, ağaç artıkları, gövde ve dallar vadinin doğal yaşamını etkileyecek ve taşınan materyalin bir yerlerde birikmesiyle sel felaketleri oluşacaktır.
5-Vadiden akan suların yapısında oluşan su ekolojisi olumsuz yönde etkilenecek olup konunun uzmanları bunu tüm boyutlarıyla değerlendirecektir. Bu konuda deniz bilimleri ve su ürünleri konusunda uzman ayrıntılı bir rapor hazırlamıştır.
6-Vadiye bırakılan suyun ölçüsü ve ekolojisinde yaratacağı olumsuzlukların yanı sıra vadinin klimatik koşullarını da değiştireceğinden ekosistemin etkisi gibi olması beklenmemelidir.
7-Projelerin uygulama izni için gerekli ÇED raporu gerçekçi değildir. Biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerçekçi yaklaşımları içermediğinden eksiktir, yetersizdir, hatalı uygulamaları göz ardı ettiği için ülkemiz doğal kaynakların yok edilmesine yönelik sorumluluklar taşımaktadır.
8-Vadide yaşanan olumsuzluklarla, ağaçlar değil ekosistem yok edilmektedir. Enerji sağlanmasıyla hangi boyutta kazanım sağlanırsa sağlansın, ekosistemin değerinin yanında mikron kırıntılarıyla ölçülecek bir kazanımdır.
9-Yöre halkının işlendirilmesi söz konusu değildir. Turizm konusunda negatif etkisi vardır.
10-Kamu yararı değil, kamu zararı söz konusudur.
11-16 adet HES projesinin yüksek gerilim ve enerji iletim hatları bu vadiyi kanser vadisine dönüştürecektir. Sayın hocamızın bu değerlendirmesinden sonra;
Sonuç olarak;
Biz vadimizin ve yöremizin turizm yatırımlarıyla kalkınacağına inanmaktayız. Vadide üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye toplam elektrik üretimine oranı her yıl binde iki ile binde üç oranında azalacaktır., fakat bölgenin turizm değeri ise on yılda 100 kat artacaktır. Turizm gelirlerinin ülke ekonomisine katkısı gelecek on yılda santrallerden kat kat daha fazla olacağı kesindir. İlçemiz turistik özellikleri itibarıyla bakir sayılabilecek bir doğaya sahip olmakla birlikte keşfedilmemiş nice güzellik ve özelliklere de sahiptir. Akarsuları, yaylaları, buzul gölleri, flora ve faunası, likapası, dağ horozu, balı, vadileri ve termal suyu bunlardan sadece bir kaçıdır. Yörenin bu özellikleri göz önünde bulundurularak yayla turizmi, dağcılık, termal turizm, rafting, kuş gözlemciliği, kış turizmi, yamaç paraşütü, doğa, manzara ve macera turizmi gibi alanların geliştirilip tanıtılması ülkemizin ve yöre insanının lehine olacaktır. İstihdam açısından uzun vadede bölge halkına hiçbir kazancı olmayan bu yatırımlar ile bir kısım şirketler kar miktarlarını arttırırken bölgenin en etkili doğal kazanımı olan bu derelerin yok edilmesi ile bu bölgelerde dereler üzerinde planlanan ve bölge halkına istihdam açısından fazlasıyla yarar sağlayacak tüm turizm faaliyetleri bir kalemde çizilmiş olacaktır.
Eşiz güzelliğiyle büyük bir turizm potansiyeline sahip olan ilçemiz gelecekte yöremizin en önemli turizm merkezi olmaya adaydır. 20.11.2006'da Anzer Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi, 25.02.2008 tarihinde de ovit dağı ve çevresi Bakanlar Kurulu kararıyla Ovit Dağı Kış Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Ülkemizdeki kaplıcalar içerisinde mineral açısından en zengin ve yüksek değerde olan (67 C0, 4.500-5.000. mgr/lt) bir kaplıca tesisimiz hizmete açılmak üzeredir.
Ayrıca Ovit Dağı ve diğer yüksek kesimlerde kayak sporu yapılacak potansiyel mevcuttur. Ovit Dağı tünelle geçilerek, Erzurum'u Karadenize bağlayacak en kısa yol ilçemizden geçmiş olacaktır. Eşsiz güzelliğimizin en önemli unsuru olan derelerimiz elektrik enerjisi üreteceğiz diye yanlış projelerle yok edilmeye çalışılmaktadır. Devlet büyüklerimizden ve yetkililerimizden kurumlar arası bu çelişkiyi ortadan kaldırıp bu yanlış projeleri durdurmalarını talep ediyoruz. İkizdere halkı ve Sivil Toplum Kuruluşları bu santrallerin yapılmasına karşı duruşunu ve hukuki mücadelesini sonuna kadar sürdüreceği kesindir.
Amerika'nın Nebraska eyaletinde senatörlük yapan bir şahıs diyor ki; "aşağıya doğru akan dereler bizlere yaratıcı tarafından verilmiştir. Herhangi bir özel gruba veya bir kimseye ait değillerdir. Bu dere ve nehirler halka ait olup ve halkın çıkarları için kullanılmalı ve yönetilmelidirler. Dereler hiçbir zaman boşa akmıyor" (Kaynak; Sebahattin Demircan)
Saygılarımızla;
"Derelerimize ve geleceğimize sahip çıkalım"
İKİZDERE KALKINMA, KÜLTÜREL
VE DOĞAL VARLIKLARI KORUMA
GELİŞTİRME DERNEĞİ
(İKİZDERE DERNEĞİ)
YÖNETİM KURULU
|