| |
Prof. Dr. Kadir ERDİN
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi 2008
İKİZDERE VADİSİ YOK OLMASIN.
VADİDE YAŞAYANLAR,
KARAR ALMA SÜREÇLERİNE KATILSIN.
GİRİŞ
Ülkemiz topraklarının tartışılmasız değerlendirilmesi hemen hemen olası değildir. bunun nedeni topraklarımız için genel geçerli "Arazi Kullanım Planları"nın yapılmamış olmasıdır. bir ülkenin arazi kullanım planları, yani yerleşim yerleri, tarım alanları, otlaklar, orman alanları gibi alanların nerelerde ve neden olması gerektiğini gösteren planlar çağdaşlık düzeyinin göstergesidir. Söz konusu planlar doğadan yararlanma konusunda doğal kaynakların planlanması konusunda temel veriler içerir ve siyasi iktidarların doğrudan müdahalesine kapalıdır. örneğin herhangi siyasi iktidar Bursa veya Adapazarı Ovasına sanayi alanı olarak veya yerleşim alanı olarak planlayamaz, planlayamamalıdır. doğal çevrenin sürdürülebilirliği ancak bu şekilde sağlanır.
Arazi kullanım planları tüm uzmanlık alanlarını kapsayacak biçimde her alandan katılacak uzmanların (tarımcı, ormancı, iktisatçı, yönetim bilimci, toplum bilimci v.d.) ortaklaşa ürünü olmalıdır. Tartışılıp son şeklini alan arazi kullanım planları ülkenin geleceğini tanımlayan planlar olarak kabul edilerek, siyasi kararların altlığını oluşturmalıdır. kesin değiştirilemez planlar yerine, kamu yararına, üstün kamu yararına dayalı talepler doğrultusunda yine aynı uzmanlardan oluşan çalışma gruplarının onayı alınarak yapılacak değişikliklere açık, esnek olmalıdır.
Arazi Kullanım planlarında birim üniteler havzalar alınabilir. Planlamalar havza bazında yapılabilir. Havza bazında planlamalarda havzada yaşayan halkın karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Demokrasinin çağdaş yapı taşlarından "katılımcılık" ilkesinin hayata geçirilmesiyle, havza bazında yapılacak planlamalarda yönetenlerin yanında yönetilenlerinde karar alma süreçlerine katılımın sağlanmasıyla birçok olumsuzluğun önüne geçilebilir. Değerlendirilecek alanlar doğal alanlar olunca katılımın önemi, havza bazından vadilere (havzaların alt birimi) inildikçe giderek artar.
ULUSAL - ULUSLAR ARASI YASA ve SÖZLEŞMELER
Değerlendirmelere geçmeden, karar vericileri bağlayıcı bazı belgeler, ulusal - uluslararası yasa ve sözleşmeler kısaca özetlenecektir.
1-T.C. Anayasa'nın 56. maddesi: Herkesin sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ve vatandaşların görevidir.
2-CİTES (Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) sözleşmesi: Bu sözleşme ile korunan türlerden birinin bulunması halinde bu türün habitatının (yaşam ortamının) korunması taahhüt altına alınmıştır. Bu taahhüdün ihmaline neden olacak her türlü faaliyet, adı geçen sözleşmenin ihlali anlamına geleceğinden durdurulması devletin yükümlülüğü altındadır.
3-Berlin sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi): Bu sözleşmeye göre 1979 göre korunan alanlardaki habitatların (yaşam ortamlarının) öncelikli olarak korunması gerekir.
4-Barcelona sözleşmesi: Bu sözleşmeye göre de koruma kapsamı altındaki yerlerin her türlü tahrip edici faaliyetlerden uzak tutulması gerekir.
5- Avrupa Peyzaj Sözleşmesi: Bu sözleşme 2000 yılında Türkiye'nin de katıldığı doğanın ve çevrenin korunmasına yönelik uluslar arası sözleşmelerden biridir. Söz konusu sözleşmede de doğal alanların Avrupa düzeyinde korunmasının esas olduğunu içeren temel ilkeler yer almaktadır.
6-Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio 5 Haziran 1992) ve Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus 25 Haziran 1998): Bu iki uluslararası sözleşmeler de başvurulması doğal ortamlarda herhangi faaliyete karar vermeden önce hatırlanması gereken sözleşmeler olarak bilinmelidir.
Bilindiği gibi T.C. Anayasa'nın 90. maddesine göre temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası anlaşmalar imzalanmalarıyla birlikte yürürlüğe girmekte ve iç hukukun bir parçası haline gelmektedir. Yine taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmelerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemediğinden, yürürlükte olan bir kanunla çelişik hükümler içermesi halinde üstünlüğe sahiptir.
Bütün bunlar, doğal alanların, dolayısıyla çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gibi anayasal görevlerin yerine getirilmesinde, herhangi iç hukuka yönelik olumsuzluklar içeren hükümlerin iptali mümkündür.
İKİZDERE VADİSİ
İKİZDERE Vadisi, Doğu Karadeniz vadilerinden biri olarak olağanüstü ekosistemi (doğal yapısı) ile ülkemizde yaşanan enerji yetmezliği sorununun çözümüne katkısı olacak Hidroelektrik Santrali projelerinin inşasına açılıyor.
Doğadan, akarsularımızdan yararlanarak enerji üretmek mümkün değil mi veya doğal kaynaklardan yararlanılmasın mı?
Doğal kaynaklar insanın yararlanma kaynaklarıdır. Doğal kaynaklar ulusal bazda olduğu kadar uluslararası düzeydeki sözleşmelerle de güvence altındadır. Doğadan, doğal kaynaklardan yararlanmanın temel çıkış noktası "sürdürülebilir çevre" ilkeleri olup, bilimsel verilere dayalı sürdürülebilirlik ilkesinin yaşatılmasıyla yararlanma, doğayı tahrip etmeden yararlanma esastır.
İlk bakışta boşuna akan sulardan elektrik enerjisi elde etmek gibi en temiz enerjinin elde edilmesi şeklinde savunulabilecek bu yaklaşımın, uygulanacağı yer ve proje türü için seçilen vadilerden biri İKİZDERE Vadisi talihsiz bir seçimdir. Böylesi projelerin uygulanacağı vadiler dünyaca ünlü ve korunması gerekli ekosistemlerin yer aldığı vadiler kesinlikle olmamalıdır. Böyle bir vadinin seçilmiş olması ve yapılan uygulamalardan yaşananlar bir proje bazında yapılan bir değerlendirme sonuçlarına göre dahi;
1-Yüz binlerce ağacın ve yaşam ortamlarının yok edilmesi
2-Hafriyat sonucunda yüz binlerce hektar orman alanı (doğal alan) toprağıyla birlikte tahrip edilecek.
3-Hafriyat sonucu ham toprak, taş ve kayalar doğal örtünün üzerine dökülecek, ham toprağın bugünkü konumuna gelmesi için yüzlerce yıl beklenecektir.
4-Vadi tabanına doldurulan kayalar, toprak, çakıl, ağaç artıkları, gövde ve dallar vadinin doğal yaşamını etkileyecek ve taşınan materyalin bir yerlerde birikmesiyle sel felaketleri oluşacaktır.
5-Vadiden akan suların yapısında oluşan su ekolojisi olumsuz yönde etkilenecek olup konunun uzmanları bunu tüm boyutlarıyla değerlendirecektir. Bu konuda deniz bilimleri ve su ürünleri konusunda uzman ayrıntılı bir rapor hazırlamıştır.
6-Vadiye bırakılan suyun ölçüsü ve ekolojisinde yaratacağı olumsuzlukların yanı sıra vadinin klimatik koşullarını da değiştireceğinden ekosistemin etkisi gibi olması beklenmemelidir.
7-Projelerin uygulama izni için gerekli ÇED raporu gerçekçi değildir. Biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerçekçi yaklaşımları içermediğinden eksiktir, yetersizdir, hatalı uygulamaları göz ardı ettiği için ülkemiz doğal kaynakların yok edilmesine yönelik sorumluluklar taşımaktadır.
8-Vadide yaşanan olumsuzluklarla, ağaçlar değil ekosistem yok edilmektedir. Enerji sağlanmasıyla hangi boyutta kazanım sağlanırsa sağlansın, ekosistemin değerinin yanında mikron kırıntılarıyla ölçülecek bir kazanımdır.
9-Yöre halkının işlendirilmesi söz konusu değildir. Turizm konusunda negatif etkisi vardır.
10-Kamu yararı değil, kamu zararı söz konusudur.
11-16 adet HES projesinin yüksek gerilim ve enerji iletim hatları bu vadiyi kanser vadisine dönüştürecektir.
SONUÇ
Tüm bu nedenlerle tasarlanan 16 adet HES projeleri kesinlikle durdurulmalı ve aşağıda dile getirilecek öneriler doğrultusunda hareket edilmelidir.
İKİZDERE Vadisinin Hidroelektrik üretimine açılması planları sürecinde yöre halkının katılımı sağlanmış olsaydı bugün İKİZDERE Vadisinde yaşanan olumsuzluklar yaşanmayacağı gibi vadide yaşayan insanların tepkilerine gerek kalmayacak bir noktada uzlaşma sağlanacaktı.
İKİZDERE Vadisinin kurtulması için henüz her şey bitmiş değil, vadi insanının doğadan yana tepkilerini dikkate almak gelecek kuşakların kazanımı olacaktır.
Yöre insanının ekonomik kazanımı başka şekillerde planlanabilir. Eğer doğaya dokunulmayacak ve korunacaksa yörenin doğası Eko turizm - Doğa Turizm için Termal kaynaklar dahil her türlü doğal kaynağın doğa dostu projeler olarak hayata geçirilmesi, yöre halkında zaten var olan "doğadan yararlanma kültürü"nü zenginleştirecektir.
Doğadan yararlanmanın BİLİM, SANAT ve KÜLTÜR ayakları sağlamlaştırılırsa yöre, olağanüstü doğasıyla dünyanın önde gelen doğal alanlarından biri olmaya adaydır.
|
|